2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: HASTALIK ALGISI VE KANSER :.

Bilişsel Modele Göre Kronik Hastalıklar ve Kanser

Bilişsel model, duygularımızın ve davranışlarımızın olayları açıklama şeklimiz sonucu oluştuğunu savunur ve bireylerin duygu ve davranışlarının olayları algılayışlarından etkilendiği varsayımına dayanır. Değişik kişiler aynı olaya, soruna, hastalığa farklı tepkiler verirler. Lazarus ve Folkman (1984), aynı stres yaratan olaylar karşısında farklı insanların farklı şekillerde tepki verdiklerini saptamışlardır. Yaşamın tehdidi, beden bütünlüğünün bozulması, öz saygının azalması, çevreye bağımlı olma ve işe yaramama endişeleri, geleceğe yönelik planların bozulması, sosyal rol ve etkinliklerin değişmesi kronik hastalıklarla ilgili potansiyel stres kaynaklarıdır.

Beck (1984), birincil ve ikincil düşünce süreçleri olmak üzere iki tür bilişsel süreç tanımlar. İlkel bilişlerin etkin olduğu birincil düşünce süreci olayların ve durumların kategorik, tek yönlü ve uyaranların abartılı olarak algılandığı süreçtir. İkincil düşünce süreci ise, kategorik değil görecelidir, uyaranlar birçok boyutta ya da nitelikte birleşir. Kişi yaşamsal olarak tehlikeli olduğuna inandığında ya da kronik hastalıkta olduğu gibi, düşük dereceli ancak uzun süreli stres yaratan olaylar ile karşılaştığında, birincil düşünce süreci baskındır. Böyle bir durumda kişi tek yönlü, kutuplaşmış ve genel yargılarda bulunur. Durumu felaketçi olarak ele almak, aşırı genellemeler yapmak, kişiselleştirmek, seçici soyutlama yapmak gibi bilişsel çarpıtmalar ortaya çıkar. Bu tür bilişsel çarpıtmalar kaygı düzeyini arttırır, öfke ve depresyona yol açabilir. Fiziksel hastalıkla ilgili stres yaratan olayların çarpıtılmış algısı, kronik hastalıkla başa çıkmakta kişinin bilişsel ve davranışçı stratejilerini belirleyebilir. Örneğin; kişi hastalığının ciddiyetini felaketçi bir yorumla algılarsa günlük yaşamı içerisindeki etkinlik ve verim düzeyi azalır. Düşünce çarpıtmaları doğrudan doğruya işlevsellik düzeyini etkileyebilir. Ayrıca, düşünce çarpıtmaları depresyon yoluyla da işlevsellik düzeyini etkileyebilir. Fiziksel hastalığı olan hastalarda bilişsel çarpıtma, depresyon ve fiziksel hastalık durumu arasındaki ilişki araştırılmıştır. Örneğin; ağrı hastalarıyla yapılan çalışmalar bilişsel çarpıtma ile depresyon arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

Hastalık deneyimi her kişiye göre farklı yaşanır ve bu farkı yaratan birçok faktör kişinin tepkisinde belirleyici rol oynar. Hastalık algısı yaklaşımı psikoloji alanındaki daha geniş değişikler çerçevesinde değerlendirilerek daha iyi anlaşılabilir. Kırk yıl öncesinde çağdaş bilişsel psikolojinin oluşmasından beri, bilişsel yaklaşımlara odaklanan araştırma, kuram ve uygulamalar psikolojide hakim duruma gelmişlerdir. Örneğin; sosyal bilişsel kuramlar sosyal psikolojide yaygın iken bilişsel davranışçı yötemler de klinik psikolojide oldukça geniş yer tutmuştur. Benzer olarak sosyal bilişsel modeller sağlıkla ilgili davranışları anlamaya yönelik araştırmalarda ön plana çıkarak sağlık psikolojisinde de merkezi konuma gelmişlerdir.

Bilişsel yaklaşımın temelinde bireylerin yeni deneyimleri anlamlandırmak ve davranışlarını planlamak için geçmiş deneyimlerini yansıtan modeller, zihinsel temsiller ya da şemalar geliştirdikleri anlayışı yer alır. Bilişsel yaklaşıma göre benlik saygısı ve beklentilerle ilgili olarak oluşmuş şemalar kişinin kendisi, dünya ve gelecek hakkında olumsuz duygular geliştirmesine neden olur. Kişi geçmişine bağlı olarak oluşturduğu akılcı olmayan şemalarla yaşantılarını toparlar, formüle eder ve çözümler. Ayrıca kendisini ve olayları değerlendirirken bazı mantık hataları yapar. Böylece kendilik algısındaki çarpıtmalardan ( hak etmiyorum, yetersizim, hatalıyım ), çevrenin çarpık algılanmasından ( beni reddediyorlar, çok şey istiyorlar, mahrum bırakıyorlar ) ve geleceğe yönelik karamsar bir bakış açısından oluşan (‘ 'herşey boş'', ‘'anlamsız'',, ‘'umut yok'' ) oluşan bilişsel üçgen oluşur.

Genellikle, kişi hastalığın doğası hakkında ya kendi ya da yakınlarının deneyimlerine dayanan bir fikre sahiptir ve hastalıkla ilgili bu geçmiş deneyimler mevcut hastalığa da cevabı etkiler. Geçmişteki deneyimler sağlık ve hastalık hakkında beklentilere, bazı inançların gelişmesine yol açar.

Bunların bazıları şunlardır;

•  Fiziksel hastalıklar zamanla sınırlıdır ve genellikle süreleri kısadır.

•  Rahatsızlıklar ilaç tedavisi ile hafifletilebilir.

•  Hastalıkların çoğu tıbbi bakımı gerektirmez.

•  Sağlık bakımı verenlere danışmak aşırı bir önlemdir.

•  Hekimler daima bozukluğu önleyebilir ve hastalığı iyileştirebilir.

•  Sağlıklı olmak kişinin herhangi bir özel çabasını gerektirmez.

•  Sağlığın kötü olması kişinin hatasıdır.

Hastalık hakkında bu inançlar hastayı ciddi ölçüde etkiler. Kendisinin yaşlı olduğunu düşünmeyen kişi için hastalık, beklenmedik bir durumdur. Bu, özellikle kronik hastalığa uyumu zorlaştırır. Geçmişteki hastalıklar orta düzeyde ve hızlı bir şekilde iyileşmişken, kişi uzun süre tedavi gerektiren kronik bir hastalıkla karşılarsa kendini engellenmiş hisseder. Bunun tam aksine, kişinin hastalıkla ilgili deneyimi ‘'asla tamamıyla iyileşmez'' olarak yaşanmışsa, minör bir hastalıkta bile anksiyete düzeyi artabilir. Çocukluk çağı hastalıkları sırasında aşırı şımartılan yetişkinler kolayca hastalığı kabul edebilirler ve bakım verenlere güvenirler. Çocukluk çağında ‘'hasta olmak zayıflıktır'' diye mesaj alan kişiler hastalığı kabul etmekte zorlanırlar. Yanlış davranışları için enjeksiyon yapılmasıyla tehdit edilen veya çocukluk döneminde hastaneye yatmış kişiler hastaneleri ve hemşireleri tehdit olarak görebilirler. Bireyin önceki hastalık deneyimleri onun şu anki hastalığı ile baş etmesini etkiler.

Hastalık algısı yaklaşımına göre kişinin hastalık deneyimi merkezi önem taşır ve en fazla önem hastanın durumu ile ilgili kendi oluşturduğu modele verilir. Kişilerin dış dünyadaki olayları açıklamak ve öngörmek için oluşturdukları zihinsel temsiler gibi, hastalarda geçici ya da daha uzun süreli hastalığın belirtileri ile ilgili bilişsel modeller geliştirirler. Hastalık algısı modeline göre kişiler hastalıkla ilgili bilgiyi beş alanda değerlendirir; kimlik, süre, neden, ciddi sonuçlar ve tedavi edilebilirlik/kontrol edilebilirlik. Genel olarak, bu alanların üçü (kimlik, süre ve neden) hastalıkla ilgili olasılık tahmini için kullanılır. Geri kalan iki alan (sonuçlar ve tedavi-kontrol edilebilirlik) ciddiyet tahmini için temel oluşturur. Kişinin kendini algılması ve yaşama bakışı da hastalığa tepkisini etkiler.

Kişilik tipi: Premorbid kişilik ile hastalığın algılanması ve tepki biçimi arasında ilişki vardır. Genel hastanede kişilik tipleri, hastalığa tepki ve uygun yöntemlerine ilişkin şöyle bir tanılama ve sınıflama yapılmıştır:

Kahana ve Bibring'in (1964) kişilik tipleri, hastalığın anlamı, hastanın tepkisi ve tedavi ekibinin olması gereken tutumu;

 

Kişilik Tipi

Hastalığın Anlamı

Hastanın Tepkisi

Tedavi Ekibinin Tutumu Nasıl Olmalıdır?

Oral/
Bağımlı Kişilik

Hastalık sınırsız bakım isteği ile terk edilmişlik (intrapsişik olarak çaresizlik) duygusu arasında çatışmaya neden olur.

Talep ve isteklerde artma, öfke, tedavi ekibini suçlama ve yeni semptomlar üretme görülebilir. Bağımlılık çatışmaları alevlendiğinden kendisine bakım sağlayan kişilerle güçlük yaşarlar.

Gereksiz istekleri ve manipulatif davranışları sınırlamak yumuşak bir tavırla ancak kesin sınır belirlemek. Özellikle hastayla geçirilen zaman ve kullanılan ilaçlar açısından sınır getirmek. Bu kişiler kronik bir hastalıkla karşılaştıklarında daha fazla güçlük yaşarlar.

Kompulsif/

kontrollü Kişilik

Hasta tarafından hastalık, öz kontrolün potansiyel kaybı olarak görülür.

Rigidite, karasızlık ve hekimden daha fazla ilgi isteği görülebilir.

Dikkatli, sistemli yönlendirme yapmak ve bilgi vermek. Hastaya mümkün olduğunca tedavi ve bakıma katılma olanağı sağlamak.

Histerik
Kişilik

Hastalık hastanın kadınlık ya da erkekliğine bir tehdit olarak algılanır. Erkek bedensel gücünün azalacağın
dan kadın ise çekiciliğini kaybedece
ğinden korkar.

Gerileme davranışlarına, somatizasyon ve inkar savunmalarına sık rastlanır. Talepkar ve manipülatif davranışlar sergilerler. Duygularını verbal ifade edememe, vücut dili iletişim yaygındır.

Hastaya güven vermek, fizik gücü ya da fiziksel çekiciliği konusunda desteklemek. Affettik yönden rahatlamasına olanak sağlamak. Hastalıkları konusunda destekleyici fakat ayrıntıya girmeyen açıklamalar yapmak. Yanık, koroner arter hastalığı, izolasyon gerektiren tedaviler daha fazla güçlük yaşamalarına neden olur.

Mazoşistik

Hastalık hak ettiği bir ceza olarak algılanır. Bu kişilerde acı ve zevk çocukluk döneminde birlikte bulunmuş olabilir.

Verilen güvence veya uygulanan tedaviye rağmen semptomlar devam eder.

Çektikleri ızdırabı küçümsemeyen bir tavırda olmak. Yersiz güvence verme ve iyimserlik aşılama çabalarından kaçınmak.


Narsistik Kişilik

Hastalık otonomiye ve mükemmelle ilişkili kendilik imajına bir tehdit olarak algılanır.

Kendini tedavi eden doktoru değişimli olarak küçük ya da büyük görebilir. Karakteristik kişilik savunmalarında artış, özellikle büyüklemecilik görülür. Başkalarına muhtaç olma korkusu yaşar.

Hastanın kendilik değerini ve otonomi duygusunu güçlendirmek

Şizoid Kişilik

Hastalık intrapisişik dengeyi tehdit eder. Hasta, kendi dünyasına bir saldırı olarak yaşayabilir.

Saldırı duygusuna karşı savunma olarak sıklıkla hastalığı inkar eder. Az göz kontağı kurarlar ve az soru sorarlar.

Hastanın kendi kişisel dünyasına, mahremiyetine ve mesafe gereksinimlerine saygı göstermek

 

 

Paranoid Kişilik

Hastalığı kendilerine yapılmış potansiyel bir atak/gerçek bir tehlike olarak algılarlar.

İnkar ve projektif savunmaları artış gösterir. Yetersizlik ya da sorumluluklarını inkar ederler yada istek ve eğilimlerini yansıtırlar. Tedavi ekibine veya aile üyelerine karşı kolayca öfkeli, saldırgan ve güvensiz olabilirler.

Kişilerarası uzaklığı korumak. Gerekli istemler ve rutinler konusunda olabildiğince katı ve tutarlı olmak. Tehdit edici biçimde yaklaşmamak

 

Genellikle yaşamını kontrol edebilen ve yeterli hisseden, olumlu bakış açısına sahip, iyimser olan kişi, denetiminin olmadığını düşünen ve kötümser olan kişiye göre hastalığa ve sonuçlarına daha olumlu yaklaşabilir. Eğer etkili baş etme becerileri gelişmiş ise hastalığın taleplerine daha hızlı uyum sağlayabilir.

Fiziksel hastalığı olan kişilerde hastalık algısının, hastalığın seyri, sonlanımı, tedaviye uyumu, yaşam kalitesi üzerinde etkileri ile ilk çalışmalar, Leventhal'in, (1984) fizikisel hastalığı olan kişilerde başa çıkma tepkilerinin ve duygusal, fonksiyonel sonlanım üzerinde geliştirdikleri kendini ayarlama kuramına dayandırılmıştır. Leventhal'ın yaptığı çalışmalar lenfoma için hastaların kemoterapi sonrası tümör boyutunun küçülmesi ile ilgili duygusal tepkilerinin kendi hastalık modelleri ile yakından bağlantısı olduğunu göstermiştir. Leventhal bu bulgular sonucunda hastaların kendi baş etme mekanizmalarını geliştirdikleri bir hastalık temsili modeli oluşturduklarını ileri sürmüştür. Hastalık algısının baş etme, tıbbi tdavi kullanımı ve tedavi etkilerini değerlendirme ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Hastalık algısı ve hastalığın sonucu arasındaki ilişki üzerine yapılan araştırmalara göre, hastalığının gidişinin iyi olmasının yüksek içsel kontrol algısı ile ilintili olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar fiziksel hastalık yaşayan kişilerin optimum tedavisi için hastalığa atfettikleri anlamı öğrenmenin önemini ortaya koymaktadır.

Kendini Ayarlama (Self-regulation) Kuramı

Kendini ayarlama kuramına göre kişiler kendilerine somut veya soyut kaynaklardan sunulan bilgilerin ışığında zihinlerinde hastalık ve yaşamı tehdit eden durumlarla ilgili şematik temsiller oluştururlar. Kendini ayarlama modeline göre içsel uyaranlar (belirtilerin nasıl yaşandığı) ve dış uyaranlar (risk bilgisi, bir yakının hastalanmasına şahit olmak) bilişsel ve duygusal tepkileri tetikleyebilir. Bu temsillere dayanarak kiler algıladıkları tehditle baş etmek üzere belirli bir plan oluştururlar. Belirli bir baş etme stratejisinin başarısı değerlendirilir ve değiştirilebilir. Genel pratisyenler, hemşireler ve cerrahlar gibi sağlık çalışanlarının yanı sıra sosyal ortamlardan, medyadan ya da kişilerin şahsi deneyimlerinden elde edilen bilgiler bu temsillerin oluşmasında rol oynar. Model, kişinin hastalık ve yetmezlik durumlarından korunmak için yaptığı davranışın nasıl şekillendiğini ve etkilendiğini açıklar. Rosenstock'a göre model, kişinin inanç ve davranışları arasındaki ilişkiyi ve bireysel karar verme düzeyinde sağlık davranışlarına bireysel motivasyonun etkisini açıklar. Aynı zamanda, model kişiyi sağlığa ilişkin eylemleri yapmaya ya da yapmamaya neyin motive ettiğini ve özellikle sağlık davranışlarının sergilenmesinde etkili olan durumları tanımlamaktadır.

Bu açıdan kendini ayarlama kuramı kanser hastalarının tepkilerini anlama konusunda oldukça uygun bir çerçeve sağlamaktadır. Kendini ayarlama kuramı ve hastalık algısı üzerine yapılan çalışmalarda hastalığa karşı verilen bilişsel, duygusal ve davranışsal tepkiler ve hastalık algısı arasındaki ilişki birçok kez gösterilmiştir. Örneğin; hastalık algısının kronik yorgunluk hastalarında psikososyal iyilik halinin belirleyicisi olduğu (Heijmans ve De Ridder, 1998); diyabet ve osteoartrit hastalarında kendini idareyi etkilediği (Hampson, Glasgow ve Zeiss, 1994); astım ve hemofili hastalarında ilaca uyumun belirleyicisi olduğu ( Jessop ve Rutter, 2003; Llewellyn ve ark.,2003) ve myokard enfarktüs hastalarında daha sonraki yaşam kalitesinin belirleyicisi olduğu (Petrie ve ark., 1996) bulunmuştur.

Meme kanseri ile ilişkili olarak, Buick (1997) hastalık algısının, objektif hastalık şiddetine oranla tedaviye verilen psikososyal tepkiyi daha fazla belirlediğini bulmuştur. Meme kanseri ile ilgili nedensel algılar aynı zamanda hastanın hastalığa uyumu ile ilişkili bulunmuştur.

Geniş kapsamlı yarı yapılandırılmış soru formları, açık uçlu sorulardan oluşan görüşmeler ve faktör analiz çalışmaları hastalık temsillerinin çok boyutlu olduğunu ve değişik hastalıklarda gözlendiğini ortaya koymuştur. Bu alanda yapılan faktör analizi çalışmalarına dayanarak ‘'Implicit Models of IIIness Questionnaire'' (IMIQ; Turk ve ark, 1986) ve ‘'IIIness Perception Questionnaire'' (Weinman ve ark, 1996) gibi hastalık temsillerini ölçen ölçekler geliştirilmiştir.

Bu ölçekler hastalık temsillerini birbirleriyle ilişkili fakat kavramsal ve deneye dayalı olarak farklı beş faktörde ölçmektedirler.

•  Kimlik: Hastalığa ve bağlantılı belirtilere atfedilen etiket, tanım

•  Etiyolojik nedenler: Hastalığın nasıl oluştuğuna dair inançlar

•  Sonuçlar: Hastalığın beklenen sonucu ve süreci

•  Zamansal boyut: Hastalığın süresi ile ilgili beklentiler

•  Kontrol edilebirlik/Kür: Hastalığın kontrol edilmesine ya da tedaviye yönelik inançlar

KANSER HASTALARINDA HASTALIK ALGISI

Kanser deneyiminin nasıl tanımlandığı ve anlaşıldığı (hastalık algısı), hem ortaya çıkan psikopatoloji hem de hastalık ve tedaviye uyumda büyük rol oynamaktadır. Bu alanda çalışan teorisyenler tehdide karşı verilen tepkiyi bilişsel süreçlerin etkilendiğini öne sürmüşlerdir. Kişinin psikoloji yapısı ve yaşanan olayın bilişsel özellikleri, tehdidin derecesi ve kişisel başa çıkma kaynakları ile ilgili varılan sonuçları etkilemektedir. Yaşamda, her olayda olduğu gibi, kişiler hastalığı anlamlandırmaya ve nedeni, gidişi, tedavi etkisi ve sonlanımı ile ilgili anlaşılır kuramlar öne sürmeye eğilimlidirler.

Leventhal hastalığa uyumda 4 önemli faktör belirlemiştir:

•  Hastalığın bilişsel modeli

•  Hastalığa ve tedaviye verilen duygusal tepki

•  Hastalık algısının belirlediği başa çıkma tepkisi

•  Kişinin kendi başa çıkma kaynakları ile ilgili algısı

Yukarıda sıralanan bu boyutların hepsi hastanın hastalık davranışını belirlemeleri açısından önemlidirler. Hastalık algısının baş etme, tıbbi tedavi kullanımı ve tedavi Etilerini değerlendirme ile ilişkili ile ilgili olduğu bildirilmiştir. Hastalık algısı ve hastalığın sonucu arasındaki ilişkide yapılan araştırmalara göre, hastalığın iyi prognozunun yüksek içsel kontrol algısı ile ilintili olduğu bulunmuştur. Hasta ve hekim arasında kimlik ve nedenler arasında fikir birliğinin yüksek olması da iyi prognoz belirtisi olmuştur. Ayrıca hastalığın sürekli olarak algılanmaması ve düşük yetersizlik algısı da daha olumlu sonuçlarla bağlantılıdır.

Tipik olarak psikosomatik tıp yaklaşımı hastalığı bir son nokta olarak görmüş ve etyoloji üzerinde ya da hastalığın psikopatalojik sonuçları üzerinde psikolojik faktörlerin etkilerine odaklanmıştır. Bu yaklaşımın tersine, hastalık algısı yaklaşımı, hastaların hastalık deneyimlerini ile başlar ve temel odak hastanın kendi hastalığıyla ilgili sahip olduğu modeldir.

Leventhal'in yaptığı çalışmalar lemfoma için kemoterapi sonrası hastaların tümör boyutunun küçülmesi ile ilgili duygusal tepkilerinin kendi hastalık modelleri ile yakından bağlantısı olduğunu göstermiştir. Leventhal bu bulgular sonucunda hastaların kendi baş etme mekanizmalarını geliştirdikleri bir hastalık temsili modeli geliştirdiklerini ileri süren bir hastalık represantasyonu modeli ileri sürmüştür. Hastalık modelleri kişiye özeldir. Hastalar genellikle hastalık ile ilgili inançlarını tartışmaktan, konuşmaktan çekinirler. Sıklıkla fiziksel belirtiler belirsizdir ve yorumlamaları hem psikolojik hem de sosyal etki altında kalan kognitif-algısal süreçlere dayanır. Belirtilerin nedenine yönelik atıflar oldukça sıktır ve genelde yorumlama sürecinde etkisi olan prosedürleri yansıtırlar.

•  Kognitif Yorumlama

•  Tehdidi ve olayın ciddiyetini yorumlama

•  Bu süreci, daha önceki deneyimler, bilgi birikimi ve sosyal destek gibi faktörler etkiler.

•  Uyuma yönelik gerekililer

•  Ağrı veya diğer belirtilerle baş etme

•  Hastane ortamı ve tedavi prosedürleri ile baş etme

•  Duygusal dengeyi koruma

•  Kendilik imajını koruma

•  Belirsizlik ile baş etme

Bireyin hastalığa gösterdiği tepki, onun hastalıkla baş etme biçimini ve gücünü doğrudan etkilediği için önemlidir. Örneğin; hastalığını kabullenmekte güçlük çeken bir bireyin tedaviye katılması ve tedavinin gereklerini yerine getirmesi zordur. Oysa hastalığını gerçeğe uygun bir biçimde kabul eden birey, daha fazla işbirliği yapabilmekte, baş etme gücü gelişmekte ve benlik değerini koruyabilmektedir.

•  KANSER VE PSİKOPATOLOJİ

Kanserli hastaların psikiyatrik durumlarına ilişkin net olmayan bazı inanışlar mevcuttur, bu inanışlar hastaların psikiyatrik desteğe mutlaka ihtiyacı olduğundan kimsenin yardıma ihtiyacı olmadığına uzanan bir aralık içinde yer alırlar. Tanının ilk öğrenildiği iki yıllık süreç içerisinde kanser hastalarının %25 ile %33'ünde genel anksiyete bozukluğu, major depresyon ve uyum bozukluğunun varlığı bildirilmektedir. Kanser'in etkisiyle oluşan diğer bazı psikiyatrik sorunlar ve görülme oranları şöyle ele alınabilir; organ kaybı ve/veya işlev kaybı sonucu hastaların %25'inde fiziksel görünümden kaynaklı bozukluklar, %25-33'ünde cinsel sorunlar ve konfüzyonel durumlar da hastaların %10'u ile % 40 arasında bulunabilmektedir. Bunların dışında kanser oluşumu biyokimyasal değişime bağlı hiperkalsemi, beyin metastazları, bazı ilaçlar ve fırsatçı enfeksiyonalarda hastalar üstünde etkili olmaktadırlar.

Yapılan gözden geçirme çalışmalarında kanser hastalarında gelişen psikiyatrik morbiditelerin çok azının tanınıp tedavi edildiği ortaya konulmuştur. Yapılan bir çalışmada, anksiyete, depresyon, cinsel ya da fiziksel görünüm sorunu gelişen meme kanseri hastalarında; 5 hastadan yalnız 1'ine tanı konabildiği ortaya konulmuştur.

Bu durumlar göz önüne alındığında kanser hastalarında, ruhsal bozuklukların sıklığı ve yaygınlığı ve bu durumun gerek hastalığın seyri, gerekse tedaviye uyumu dikkate alınınca, rutin psikiyatrik değerlendirmenin önemi anlaşılır.

Bu alanda ilk çalışmalarından biri olan Degoratis ve ark.'ın (1983) 215 kanserli hastayı içeren bir araştırmalarında, hastaların %47'sinde psikiyatrik hastalık tanısı konulacak düzeyde ruhsal sorunların bulunduğunu gösterilmiştir. Bu oran genel hastalıklar için bildirilenden daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmada belirlenen psikiyatrik tanılar Tablo-2 ve Şekil-1'de özetlenmiştir.

Tablo-2 Kanser Hastalarında Psikiyatrik Dağılım

Psikiyatrik Tanı Alan Olguların Dağılımı

Psikiyatrik Tanı

Yüzde

Uyum Bozukluğu

%68

Majör Affektif Bozukluk (depresyon)

%13

Organik Ruhsal Bozukluk

%8

Kişilik Bozukluğu

%7

Anksiyete Bozukluğu

%4

Şekil 1. Kanser Hastalığında Psikiyatrik Bozuklukların Dağılımı

0% %50 %80 100%

Kansere

Normal

Yanıtlar

Günlük Krizler

Stresler

Depresif/

Anksiyoz

Belirtili

Uyum

Bozuk
lukları

Depres
yon

Delirium

Anksiyete

Bozuk
lukları

Kişilik

Bozuk
lukları

Major

Mental

Hastalık












 
Eylül 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.