2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

.: KANSER HASTASININ PSİKİYATRİK VE PSİKOLOJİK TEDAVİSİ :.

Psikolojik Tedavi

Kanser hastalarında psikoterapi hastalığın fiziksel tedavisinin tamamlayıcıdır. Tedavinin bütünleyici ve ayrılmaz bir bölümüdür. Kişiye, hastalığın tipine, evresine, psikososyal çevreye göre değişmekle beraber, kanser hastalığı zaten psikolojik zorlanma ve bozukluklara yol açma potansiyeli en yüksek olan hastalık gruplarındandır.

Kanserde psikolojik tedavi girişimleri; bireysel psikoterapi, psikolojik eğitim veya psikoterapotik yollarla kanserle baş etme davranışını geliştirmek için uygulanan sistematik çabalardır. Genel amacı; morali, kendine güveni ve baş etme yetisini arttırırken, sıkıntıyıve ruhsal sorunları azaltmaktadır. Ayrıca; bireyin hastalıkla savaşırken kontrol duygusunu geliştirmek ve karşılaştığı sorunları çözmede pratik çözümler gösterebilmek, kızgınlık, öfke, suçluluk gibi duygu ve tepkilerin serbestçe ifade edilmesini ve hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek, psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak, hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki etkileşimi güçlendirmek psikoterapinin amaçları arasında sayılabilir.

Bu tedavi onkoloji uzmanları ile işbirliği içinde ruhsal tepkilere ilişkin olumsuz (ön) yargılardan uzak, kavrayıcı anlayış ve işbirliği içinde sürdürülmelidir. Psikoonkoloji ekibi, onkoloji uzmanları ve hasta ailesi ile işbirliği içinde ruhsal bakım ve tedaviyi sürdürür. Hastanın biyolojik, psikolojik ve sosyal bütüncül değerlendirmesi yapılır. Tıbbi muayene ve incelemelerden sonra bütüncül psikiyatrik değerlendirme, psikolojik ölçümler, psikososyal alana ilişkin gözlem muayene ve değerlendirmeler yapılır. Tıbbi durum ile ruhsal durum arasındaki etkileşimler araştırılır.

Psikoterapötik ilişkide duyguların, tutumların, düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi birincil ve temeldir. Sorunu çözmeye dönük girişimler ancak bu aşamadan sonra mümkündür. Hastanın bir birey olarak anlaşıldığını deneyimlemesi en önemli unsurdur. Terapist ile hasta, hastanın sorunlarını anlamak ve çözmek için işbirliği içinde birlikte çalışan bilim-sanat adamları gibidir.

Hastanın ruhsal durum değerlendirmesinde, biyopsikososyal formülasyon tanımlandıktan sonra hastalığa özgül reaksiyonlar ve sorun alanları değerlendirilir.

Bu sorunların en yaygın olanları şöyle özetlenebilir.

•  Fiziksel sorunlar (örn; bulantı, ağrı, letarji, kilo kaybı, organ kaybı)

•  Kanser tipiyle ilişkili olmayan kanserde yaşanan genel sorunlar (örn; çaresizlik, umutsuzluk duyguları, ölüm korkusu, nüks korkusu, gelecek endişesi, belirsizlik)

•  Kanser tipiyle ilişkili özgül sorunlar (örn; mastektomi sonrası feminite duygusunun zedelenmesi, kolostomi ile ilgili kirlilik duyguları)

•  Ruhsal ve duygusal bozukluklar (örn; kaygı, suçluluk, kızgınlık, öfke duyguları, depresyon)

•  Zihinsel işlevlerde bozulma (örn; dikkat azlığı, bellek kusurları)

•  İlişkisel ve psikososyal sorunlar (örn; eş ile ilişkiler, rol sorunları, iletişim güçlükleri, işteki değişiklikler, sosyal geri çekilme ve izolasyon)

Her hastada bu sorun alanları, bunların hastalıkla bağlantısı, kişinin bu sorunlara atfettiği anlam ve önem değerlendirilir.

Genellikle başlangıçtaki şaşkınlık, inkar ve çözülmeden sonra, birçok hastada şu ya da bu şekilde bir uyum ve baş etme stili gelişmektedir. Kanserde ortaya çıkan psikopatalojide en önemli unsur yaşamın tehdit edilmesidir. Hastaların oraya koydukları çeşitli (algısal) uyum stilleri (inkar, fatalizm, mücadeleci tutum, çaresizlik, umutsuzluk, kaygılı meşguliyet ve bekleyiş) belirli düşünce, duygu ve tutumların gelişmesine yol açar. Hastalık, belirtileri ve tedaviler belirli bir bakış açısı içinde yorumlanır. Tanı, hastalığının gidişinin denetlenmesi ve prognozun olumsuz yorumu, belirli bir algısal çerçeve oluşturur. Çaresizlik-umutsuzluk yaşayan bir hasta, tanıyı ölüm cezası gibi yaşar ve yapılabilecek hiçbir şeyin olamayacağını ve ölümün hemen gerçekleşeceği gibi düşünce içine girer. Hastalığın gidişine ilişkin olumlu göstergeleri küçümser, en sık olumsuz bilgiyi felaketçi algılar. Tedavi basamaklarını ‘'ya hep ya hiç ‘', ‘'siyah-beyaz'' keskinliği içinde yorumlar. Her uyumu bozan stilinin, belirli bir düşünce stili vardır. Böylece olumsuz negatif düşünceler gelişir. Bu düşünceler hem duygusal gerginlik, elem yaratır, hem de hastanın etkili baş etme yöntemlerini geliştirmesini ve tedavide uyumunu güçleştirir. Olumsuz düşünce ve tutumlar, gerçeği ve yaşamı daha da karamsar ve umutsuz algılamaya yol açar. Genelde fiziksel hastalıklarda ve daha özelde kanserde ortaya çıkan duygusal tepkilerde, algısal süreçler birincidir. Kanserde ortaya çıkan depresif durum başta olmak üzere psikopatolojide, önce felaketçi algı ve hastalığa geleceğe ilişkin çaresizlik düşünceleri ve olumsuz otomatik düşüncelerin yaygınlaştırılıp, genelleştirilmesi görülmekte, duygulanma ilişkin acı, elem, kaygı yaşantılaması bu algılara ikincil ve paralel gelişmektedir.

Kanser hastalarında psikolojik tedavinin amaçları şöyle özetlenebilir:

•  Psikolojik morbiditeyi düzeltmek ve azaltmak

•  Psikolojik ve sosyal uyumu sağlayarak yaşam kalitesini arttırmak

•  Kaygı, depresyon, felaketçi tepkiler ve diğer psikiyatrik belirtileri düzeltmek

•  Mücadele ve yaşama güç ve dürtüsünü arttırıcı, kansere ruhsal-davranışsal uyumu güçlendirmek

•  Hastalıkta ve yaşamlarında kendi denetimlerinin olduğu duygusunu geliştirip arttırmak, aynı zamanda kanser tedavilerinde etken katılımı sağlamak

•  Kanserle ilişkili fiziksel ve psikolojik sorunlarla baş edebilmek, etkin yöntemleri ve tutumları geliştirmek

•  Kızgınlık, öfke, suçluluk vs. gibi (örtülü) duygu ve tepkilerin serbestçe ifade edilmesini ve hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek

•  Hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki iletişimi güçlendirmek

•  Gelecekte ve varoluşla ilgili bilinmezlikte baş etme yolları incelemek.

Medikal Psikoterapi İlkeleri

Genelde tıbbi hastalarda, özelde kanser hastalarında psikoterapi uygulama kavram ve yöntemleri 1970'li yıllardan sonra, kanser tedavisindeki gelişmelere paralel bir hız kazanmıştır. Bu konuda metadolojik sorunlar halen devam etmektedir. Psikiyatri hastalarındaki klasik psikorepötik ve psikososyal yöntemlerin, kanser hastalarına adapte edilmesi gerekmektedir. Hastalığın hangi organı etkilediği, hastalığın hangi aşamasında olduğu, homojen grupların hangi ölçüte göre oluşturulması gerektiği konusunda sistematik ileri çalışmalar gereklidir. Bu konuda kontrollü istatistiksel anlamlı çalışmalar yetersizdir. En sıklıkla, destekleyici, bilişsel (kognitif) ve eğitsel yaklaşımlar kullanılmaktadır. Kanser hastalarında sıklıkla kriz müdahale psikoterapisi de uygulanır. Gerek tanı konduğu aşamada, gerekse medikal tedavi öncesinde ya da nüks ve tıbbi tedavi sonuç vermeyince, kriz müdahale modeline dayan (kısa) destekleyici psikoterapi uygulanır. Daha önceden mevcut bir psikiyatrik hastalık var ise, sıklıkla şiddetlenerek ortaya çıkacağından, uzun süreli psikoterapötik müdahale gerekir. Kriz müdahale uygulamasının dışında, en sık bilişsel (problem çözücü-algısal çerçeveyi yeniden yapılandırıcı) psikoterapi, eğitsel yöntemler, genel olarak destekleyici psikoterapi ve kısa dinamik psikoterapi uygulanır.

Psikoterapi uygulanan hastalarda yaşam kalitesinin arttığı, kaygı, çökkünlük durumlarının azaldığı görülmüştür. Son dönemde yapılan bir metanaliz çalışmasına göre 19 çalışmanın psikoterapi etkinliği bulguları Tablo-1'de özetlenmiştir.

Tablo-1 Anksiyete tedavisi ile ilgili 19 ve depresyon tedavisi ile ilgili 20 çalışmada psikoterapinin etkinliği ile ilgili metanaliz sonuçları

Terapi Türü Anksiyete (n=1,023) Depresyon (n=1,101)

Bireysel psikoterapi 0.27 0.34

Grup terapisi 0.69 0.54

Psikolojik eğitimler 1.59 0.94

Gevşeme teknikleri 0.21 0.03

Ancak bu tür uygulamaların hastalık gelişimi ve yaşam süresine etkisini saptamak güçtür. Bu konuda kontröllü, kapsamlı çoğul parametreleri dikkate alan uzunlamasına araştırmalar gereklidir.

Bu alanda uğraşan terapist her şeyden önce hastanın tıbbi durumunu bilmeli, seyrini değerlendirebilmeli, tıbbi hastalık ve tedavisine ilişkin komplikasyon ve yan etkileri anlamalıdır. Psikoterapi her şeyden önce hastanın ve hastalığın anlaşılması, hastanın kendi durumunu ve hastalığını nasıl algıladığının kavranması ile başlar.

Kanser hastası ile psikoterapinin hedefleri, hastanın hastalığa uyumunu etkileyen geçmişte ve şimdide yaşadıklarını keşfederken hastalık ve etkileri üzerine odaklanmaktır. Kriz müdahale tedavisi uygulandığında, hastalığı ve yaşadığı sorunlar, kriz üzerinde odaklaşır. Terapist, öncelikle hastanın hastalığı ve sonuçları ile ilgili yaşadığı duyguları, korkuları ifade etmesini cesaretlendirir. Bu korkular hastanın ailesi ve arkadaşları ile paylaşamayacağı kadar acı ve rahatsızlık vericidir. Terapinin duyguları keşfetme ve ifade etmede yaralı bir rolü vardır. Danışmanlık ve psikoterapi kısa dönemli olmalıdır. Terapist görüşme sürelerini ayarlamda, randevu saatlerini değiştirmede ve hastanın günlük değişimlerine yeterli esneklik göstermelidir. Eğer hastanın tıbbi nedenlerle hastaneye yatması gerekirse terapiste telefonla ulaşabilmeli ve uygun olunduğunda hastane vizitleri yapılmalıdır. Yatan hasta ile görüşmeler 15-20 dakikayı geçmemelidir. Terapist hastanın yorgunluk ve rahatsızlık durumlarını göz önüne almalıdır. Görüşme mümkün olduğunca gizliliğe ve mahremiyete özen göstererek gerçekleşmelidir. Genellikle anlık sorunların paylaşımına ve çözümüne eğilmeli, ancak zaman zaman hastalık dışı önemli olaylar ele alınmalıdır.

Hastanın remisyona girdiğinde ve kendini daha sağlıklı hissettiğinde aile içi çatışmalar, işle ilgili sorunlar vb. daha çok gündeme gelir. Oysa bu tip yaşantılar kanser ve ölümle yü< yüze gelmiş, yaşamı ve ölümü sorgulayan kişi için daha çok güçlük yaratır. Hasta akut durumu atlatıp, fiziksel açıdan daha iyi duruma gelince yavaş yavaş ve uygun şekilde terapistin daha az aktif olduğu, hastalıktan çok kişiler arası ilişkilere odaklanan terapilere yapılabilir.

Psikoterapi yaklaşımları ve kanser:

Destekleyici psikoterapi modeli, en yaygın uygulanandır. Ayaktan hastadan4-6 hafta boyunca, haftada bir veya iki seans gerektirir. Kanserde olan geçici krizleri ele alır. O anki duruma uygun psikodinamik durumları keşfetmeye, aydınlatmaya zaman tanır. Sabit bir kontrat ve kaçırdığı saatlerin sorumluluğunu üstlenme üzerine kurulan geleneksel psikoterapi modeline karşıt olarak, randevularda esneklik ve değişiklik kanser hastasında çoğu zaman gereklidir. Hastanın fiziksel durumuna bağlı olarak aylık seans sayısı ve süresi değişebilir. Kriz atlatıldığında görüşmeler azaltılabilir veya kesilebilir. Ancak tekrar bir kriz halinde yeniden başlatılabileceği mesajı verilebilir.

Güvence her zaman gerçeklik çerçevesinde verilmeli, gerçekçi olmayan koruyucu güvenceler asla verilmemelidir. Terapist, kendisinin ve tıbbi ekibin geçekleştirebileceği güvenlik duygusu yaratmalıdır. Aile üyelerinden birinin kanser nedeni ile ölümü, çocukluk döneminde yaşanan travmatik bir kayıp, savaş deneyimi, kanser tanısının uyandırdığı ölüm tehditi ile yüzleşildiğinde tetiklenir. Sourkes (1982) ciddi bir hastalıkla yüzleşen bir bireyde ‘'kayıp hikayesinin ‘' ele alınmasının önemli olduğunu vurgulamıştır.

Davranış tedavileri , gerek hastalığın ortaya çıkmasında gerekse seyrinde etkili olan olumsuz ve yanlış öğrenmeleri ve uyuma dönük olmayan koşullanmaları düzeltmeyi amaçlar. Olumlu ve olumsuz pekiştiricileri denetlemeyi hedefler. Klasik ve operan yöntemleri içerir. Sistematik duyarsızlaştırma, progresif gevşeme, klasik koşullandırma ve ‘'assertive'' eğitim teknikleri şeklinde birçok yöntemi içerir. Davranış değiştirilmesini hedefleyen bu yöntemler, astma, anoreksi nevroza, nöroder-mit, uyku bozuklukları, üriner sistem hastalıkları, menstruasyon bozuklukları, gerilim baş ağrıları gibi birçok ‘'psikomatik'' hastalığın ve fiziksel hastalığa eşlik eden psikolojik bozuklukların tedavisinde uygulanabilmektedir. Özellikle 1970'li yıllardan sonra fiziksel hastalığa eşlik eden psişik ve davranışsal sorunların tedavisine yönelik olarak çeşitli davranışsal yöntemler geliştirilmiştir. Hastalık davranışının (çevresel, sosyal pekiştiriciler) düzeltilmesi organik hastalığın psişik savunmalarının tedavisinde belirli teknikler geliştirilmiştir.

Uyumu bozan hastalık davranışı, korku, sakınma davranışı, içki-sigara gibi alışkanlıkların tedavisinde söndürme-pekiştirme (olumlu-olumsuz) yöntemleri kullanılmaktadır. Fizyolojik tepkilerin (barsak motilitesi, kas gerginliği, kas basıncı, kalp hızı vs.) denetlenmesi ve bu işlevler üzerinde denetimin geliştirilmesine yönelik ‘'Biyofeedback'' özgün bir davranış tedavi yöntemi olmaktadır. Migren, irritabl kolon, MI, ameliyat sonrası vücut işlevlerinin ve psikofizyolojik bozuklukların düzenlenmesi ve benzer davranış bozuklukları ve psikosomatik sendromlarda biyofeedback diğer tedavilerle birlikte başarıyla uygulanmaktadır. Davranış tedavileri son yıllarda ayrıca kemoterapinin davranışsal ve psikofizyolojik yan etkilerinin denetlenmesinde uygulanmaktadır.

Bilişsel davranışçı psikoterapi modeli, kanserde dahil olmak üzere tıbbi hastalığa bağlı gelişen psikiyatrik bozukluğu olan hastalara sıklıkla uygulanmaktadır. Kısa süreli olması ve hedef belirtilerin kontrolünü amaçlaması nedeni ile tercih edilmektedir. Ağır ile baş etmede, anksiyete durumlarında bazı yeme bozukluklarında ve kanserdeki depresyonda yararlı bulunmuştur. Bu modelde terapist bir rehber gibidir. Davranışçı terapide uygulanan yaklaşımlar, desensitizasyon tepki engellenmesi, düşünce durdurulması, model alma, distraksiyon olarak kayılabilir. Kanser hastalarında sıklıkla uygulanan davranışçı yaklaşımda yarar görebilecek sorun alanlarına somut örnekler verirsek birkaçı şöyle sıralanabilir;

•  Mastektomi izine bakamamak veya kolostomi torbasını değiştirememek

•  Kemoterapiye karşı gelişen beklenti bulantısı

•  Radyoterapi makinası altında yalnız kalma korkusu

•  Yabancıların kendisine bakma korkusu nedeni ile dışarı çıkmak istememe

•  Duygusal durumlara bağlı olarak kötüleşen ağrı

•  Kanserin tekrarlayacağı korkusuyla, bedeniyle aşırı uğraş ve kontrol

Hastalık krizi ve geleceğin belirsizliği ile eski savunmalar ve baş etme yolları gündeme gelir. Kullanılan savunma mekanizmalarını ve hastalıkla ilgili davranışlar üzerindeki etkisini gösterip, içgörü kazanılmasına yardımcı olur. Yaşam ve ölümle ilgili varoluşcu yaklaşımlar ele alınmalıdır. Bazı hastalar kanseri daha önceden işlenmiş gerçek veya hayali bir suç nedeni ile tanrıdan gelen bir cezalandırma olarak algılayabilirler. Mistik ve mantık dışı inanışlar kanserle birlikte olabileceğinden ve suçluluk duygusu eşlik edebileceğinden, özellikle de hastalığı cinsel deneyimlerine ceza gibi atfeden adölesanlarda psikoterapi, sıkıntı kaynaklarını aydınlatmaya yarar.

Bilişsel kuram, psikolojideki fenomenolojik yaklaşıma ve öğrenme kuramlarına dayanır. Bireyin düşünce yapısını ve kognisyonlarını ve bilişsel hastaların hasta tarafından fark edilmesi, değiştirilmesi ve düzeltilmesidir. Kuşkusuz erken çocukluk yaşantıları bu düşünce şekillerini etkilemektedir. Tedavide hastanın basmakalıp otomatik düşünceleri ile tutumlar arasındaki ilişkide odaklaşır. Kendini çaresiz algılayan kişide depresyon gelişimi kolaylaşacaktır. Bu uygulama aktif, direktif ve yapılandırılmış ve yönlendirici, eğitici, öğretici bir tedavi yöntemidir.

Bilişsel terapiye göre kişinin kendisini (içinde bulunduğu durum), çevresini geleceğini olumsuz algılaması depresyon gelişiminde esastır. Olumsuz düşünceler, olumsuz duygular ve uyumu bozan davranışlara yol açmaktadır. Kişi erken deneyimlerin geliştirdiği öğrenmeler üzerine işlevsel olmayan çıkarımlar yapmaktadır. Tetiği çeken uyaran bu çıkarımları uyarmaktadır. Sonuçta negatif otomatik düşünceler gelişir. Böylece depresif algı ve yaşantı gelişmektedir. Kişi kendisini, çaresiz ve geleceğini olumsuz algılamaktadır.

Beck, depresyon gelişiminde rolü olan bilişsel hataları şöyle tanımlamıştır:

•  Keyfi çıkarsama

•  Seçici soyutlama

•  Aşırı (olumsuz) genelleştirme

•  Abartma ve küçümseme

•  Kişiselleştirme

•  Mutlak düşünce

Bu otomatik düşünceler işlevsel olmayan tutumlara yol açmaktadır. Tedavide;

•  Bilgi verme

•  Durumu gerçekçi değerlendirme

•  Olumsuz algıları düzeltme

•  Alternatif çözümler ortaya koyma

•  Sorunları alt basamaklara indirgeyip

•  Muhtemel diğer çözümler ortaya koymak gibi süreçleri içerir.

Fiziksel hastalıklarda, hastalığın tanısının imaları, bu konudaki algılar ve tutumlar gidiş ve seyrine ilişkin algılar, prognoza ilişkin düşünceler depresyon gelişiminde önemli olmaktadır. Fiziksel hastalıklarda depresyon gelişimi, hastalığa ve komplikasyonlarına ilişkin olumsuz düşünceler, tepkiler ve algısal hatalar ile ilgilidir. ‘'ya hep- ya hiç'' ya da ‘'beyaz-siyah'' ‘'tam iyileşme-ölüm'' keskinliği içindeki yorumlar gelişir. Her uyumu bozan uyum stilinin, belirli bir düşünme stili vardır. Böylece olumsuz düşünceler gelişir. Bu olumsuz düşünceler duygusal gerginlik elem yaratır. Bu düşünceler hastanın etkili baş etme yöntemler geliştirmesini ve tedavide uyumu güçleştirir, gerçeği ve yaşamı daha da karamsar ve umutsuz algılamaya yol açar. Hastalığın seyrine ilişkin bilgilerin sadece belirli ve olumsuz bir boyutunu algılama, ‘'seçici algı'' belirsizlik ve olasılıklar karşısında hep en olumsuz düşünce geliştirme ‘'keyfi çıkarma'' olumsuzlukları ve sınırlamaları tüm yaşam ve ilgil alanlarına genelleme ‘'aşırı genelleştirme'' ve diğer bilişsel hatalar depresyon gelişiminde rol oynamaktadır. Bilişsel psikoterapi uyumu bozan düşünce süreçlerini ve olumsuz düşünce sistematiğini hedefler. Fiziksel hastalığa eşlik eden depresyonda ve bazı psikofizyolojik sendromlarda yaygın kullanım alanı vardır. Ayrıca akut stres durumlarında ölüm riski taşıyan hastalarda, diyabet, M.S gibi uzun süreli fiziksel hastalıklarda ve organ kayıplarında (mastektomi) başarı ile uygulanabilmektedir.

Fiziksel hastalığı olan hastaların psikoterapisinde bilişsel model, uyumda hastalığa ilişkin algısal süreçlerin ve çerçevenin öncelikli ve önemli olduğu düşüncesine dayanır. Genelde, fiziksel hastalıklarda ortaya çıkan duygusal tepkilerde, algısal süreçler birincildir. Fiziksel hastalıklarda ortaya çıkan depresif tabloda, önce felaketçi algı ve hastalığa-geleceğe ilişkin çaresizlik düşünceleri ve olumsuz otomatik düşüncelerin yaygınlaştırılıp genelleştirilmesi görülmekte, duygulanıma ilişkin acı, elem, kaygı yaşantılanması bu algılara ikincil ve paralel gelişmektedir. Bilişsel psikoterapinin, bu alandaki uyarlamasında da hastalık dinamikleri ve hastalığa ilişkin tutum ve algıların irdelenmesi düzeltilmesi ve yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır. Duygu, düşünce ve tutumların serbestçe ifade edilmesinden sonra, temel sorun alanları belirlenir. Bu alanlara ilişkin uyum güçlükleri irdelenir.

Bu süreçlerin yürütülmesinin her aşamasında duyguların (öfke, kızgınlık) ifadesi önemlidir. Tedavi aşamalarında kaygı, depresyon gibi duygusal tepkilerde çeşitli davranışçı-bilişsel tekniklerden ayrıca yararlanılır. Hastanın hastalığına ilişkin ve tüm yaşam alanlarına genelleştirdiği denetim ve etkili olmanın kaybedildiği duygusu azaltılır.

Bu tedavi sürecinde aile görüşmelere katılır, ya da sıklıkla olduğu gibi hastayı cesaretlendirerek, olumlu, güçlü boyutları güçlendirerek ve olumlu baş etme süreçlerini destekleyerek katkı sağlar. Kuşkusuz her şeyden önce hasta ile aile arasında iletişimin arttırılması ve duyguların serbestçe ifade edilmesinin sağlanması çok önemlidir.

Bu tedavi süreci bilişsel modeli esas almakla birlikte, duygusal katarsise geniş ölçüde yer verir, davranışçı tekniklerden ve insanlar arası iletişim yöntemlerinden yararlanır.

Tedavini başlangıcında fiziksel ve duygusal yakınmaların azaltılması önemlidir. Bunlar ağrı, bulantı gibi fiziksel olabileceği gibi, kaygı-depresyon gibi psikolojik yakınmalar da olabilir. Major sorun odakları ve bunlara ilişkin algısal süreçlerin çözümlenip yeniden yapılandırılmasından sonra, sosyal uğraş ve etkileşim alanlarına ilişkin düzenlemeler yapılır. Hastalığın elverdiği sınırlar içinde yaşam kalitesinin arttırılması ve buna uygun yeni amaç ve ilgi alanlarının belirlenmesine yardımcı olunur. Hastanın bütün yaşamını ve dünyayı felaketçi algılaması çözümlenir. Kendi yaşamında, etkili ve yaratıcı olabileceği yatırımın alanları cesaretlendirilir.

Hasta, kanser ve ölüm korkusunun yanında ve bununla birlikte, hastalığın nesnel sınırlandırmaları içinde, bu sınırlanmaları tüm yaşam alanlarına genelleştirmeden, mevcut güç ve psikolojik durumlarını en üst düzeyde sürdürmeğe, bu çerçevede yaşamını doğal bir biçimde devam ettirmeğe cesaretlendirilir. Duyguların ve özellikle kızgınlık ve çaresizlik tepkilerinin ifade edilmesi yorumlanır. Bu duyguların gelişimindeki yanlış ve genelleştirilmiş tutum, görüş ve algılar düzeltilir. Algısal çerçevenin yeniden yapılandırılmasında, bilgilendirme ve gerçekçi değerlendirme kuşkusuz çok önemlidir.

Kanser hastaları ile görüşmelerde psikodinamik tekniklerin kullanılması gerektiğinde;

•  Geçmişi ve bugünü bağlantılamak. Kanser tedavisindeki yaşlı bir adam savaş dönemindeki anılarını hatırlayabilir. İki deneyim arasındaki paralelliği keşfetmek daha iyi bir uyum sağlayabilir.

•  Savunma mekanizmalarını göstermek uygun olabilir.

•  Hastanın ve terapistin birbirlerine duyguları ve davranışları, diğerleri ile etkileşimlerinin aynası olabilir.

•  Transferans ve kontrtransferans yaşantıları önemlidir.

•  Direnci tanımlamak, hastanın neyi konuşmak ve tartışmak istemediğini göstermek açısından önemli olabilir.

•  Rüyaları tanımlamak, hastaların konuşulmayan, ifade edilmeyen korkularının sıklıkla bu şekilde yüzeye çıktığından önemlidir.

Terapist, bu alanda kendisini hastanın tıbbi tedavisini sürdüren uzman ile yakın bilgi alışverişi ve işbirliği içinde olmalıdır. Bu tedavi sürecinin yapı taşları ile ilgili yöntemlerini şöyle özetleyebiliriz:

•  Biyopsikososyal formülasyon

•  Belirtilerin tedavisi ve azaltılması

•  Duyguların serbestçe ifade edilmesi

•  Sorun alanlarının belirlenmesi

•  Algısal çerçevenin irdelenmesi

•  Algısal çerçevedeki yanlış, olumsuz, otomatik düşünme, tutum,görüş ve yorumların irdelenmesi

•  Bilgilendirme

•  Uyum bozukluğuna, duygusal tepkiye yol açan bilişsel stilinin düzeltilmesi

•  Yaşamın doğal ve günlük sürdürülmesi

•  Otomatik düşüncelerin, bilişsel baş etme yöntemlerinin irdelenmesi ve algısal stilin yeniden yapılandırılması

•  Uygun ve etkin olan davranış tekniklerinin (gevşeme yöntemleri, günlük ödevler) yürütülmesi

•  Aile ile iletişimin sağlanması

•  Yeni yaşam ilgi ve yatırım (kateksis) alanlarının cesaretlendirilmesi

•  Yaşam kalitesinin arttırılması

Benzer hastalık ve sorunları olan hastaların birlikte olması kuşkusuz empati geliştirir. Çeşitli paylaşma ve anlaşılmanın yaşantılanması yanında, grup olgusu hem katarsise fırsat verir, hem de olumlu savunma düzeneklerinin gelişimini kolaylaştırır. Grup olgusu, yalnızlık-duygusunu azaltır. Grup psikoterapisinde , grup organizasyonun ya hastalığa (meme kanseri, lösemi, Hodgkin gibi) ya da çeşitli hastalıkların aynı evrelerinde olmalarına göre yapılması benimsenmiştir.

Medikal psikoterapi kapsamı içinde grup tedavi uygulamaları destekleyici, bilişsel ya da içgörü kazandırmaya yönelik olabilir. Benzer fiziksel hastalığı olan, ortak işlev kaybı tanımlayan hastalardan oluşan gruplarda olumlu sonuçlar bildirilmiştir. Kronik hastalıklarda, ağrılı sendromlarda, mastektomi olgularında, amputasyon ya da MI sonrası hastalıklarda, kanser vb. olgularında yararlı ve etkili olduğu görülmektedir. Hastalığın kişisel anlamı ve bağımlılık sorunları ele alınır. Özel amaçlı uzun süreli uygulamalar dışında, biinçdışı çatışmalara inilmeden abreaksiyon ve katasize fırsat verilir. Baş etme stilleri değerlendirilir. Duygu ifadesi, iletişim ve toplumsal ilişkiler cesaretlendirilir. Bu gruplar genellikle haftada bir kez kapalı ya da açık olabilmektedir.

Grup olgusu yabancılaşmanın azaltılması, anlaşılabildiği duygusunun gelişmesi, gerçekçi bilgilendirme, empati gelişimi yönünden yararlıdır. Hastaların grup olgusu içinde terapötik müdahale ve sosyal durum değerlendirmesine daha az direndikleri bildirilmiştir.

Grup yaklaşımı eğitici, öğretici olabildiği gibi, etkileşim grupları da olabilir. Eğitim grubunda belirtilerin oluşum şekli (fiziksel) hastalığın boyutları, stresle baş edebilme ve yanlış tutumlara ilişkin bilgilendirme sağlanır. Öğretici yaklaşımda gevşeme teknikleri, asertivite, bilişsel yeniden yapılandırma gibi yöntemler uygulanır.

İlham verici (inspirational) yaklaşımda model olmak ve yaşantı paylaşımı esastır. Etkileşim modelinde ise grup içeriği ve dinamiği önemli olup, duyguların ifadesi, heyecansal boşalım ve yönlendirici yorum esastır. Eğitim verici yöntemle başlanıp, etkileşim modeline dek bir yol da izlenebilir. Bu gruplarda terapist eğitici, bilgi veren, katalizör, grup etkileşimini hızlandıran ve gözlemci rollerindendir. Bu gruplarda uyuma dönük olmayan davranış ve tepkilerin gelişimi ve kökeninin anlaşılması, kavranması, yakınmaların heyecansal ve kişiler arası boyutunun anlaşılması kolaylaşır. Uygulama boyunca hastalık ve tepkilerinin değerlendirilmesini takiben, yaşam alan ve işlevselliğinin arttırılması amaçlanır.

Gruptaki bir üyenin ölümünün diğer bireyler üzerinde negatif etkisi olabileceği düşüncesiyle kanserde terapi gruplarının kullanımına başlarda bir direnç mevcuttu. Oysa Yalom ve Greaves (1977) kanser hastalarının gruptaki üyelerin kaybı ile yüz yüze gelerek kendi ölümlerinin olasılığı karşısındaki anksiyeteleri ile baş etmeyi öğrendiklerini bildirmişlerdir. ‘'Ölümün bilinci içinde sonuna dek yaşamak'' felsefesi grupta işlenir. Grup deneyimi içinde yaşama daha anlam verilerek bakılır. Bireylerin yabancılaşma ve yalnızlık duyguları ‘'aynı teknedeki'' diğerleri ile birlikte olarak azalır. Kendilerine güvenlerinde artma, tedavi ekibi ve aileleri ile iletişimde iyileşme olur.

Hastanede yatan hastalarda grup tedavileri, hastalığın şiddeti, ciddiyeti ve tedavi sürçlerinden ötürü düzenli ve tam katılımı engellendiğinden daha zordur. Yatan hastalardaki gruplar, tedavi ekibi ve psikiyatri uzmanının bir ekip olarak çalıştığı, hastaların zaman zaman da aileleri ile birlikte katıldığı bilgilendirme ve tartışma grupları olarak organize olduğunda yararlıdır.

Kanser, yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkilediğinden tedaviye aile de mutlaka katılmalıdır. Hastanın tedavisinin nerede yapılacağı gibi özellikle aile kaynaklarını etkileyen sorunların görüşüldüğünde birkaç seans hasta ve aile birlikte alınmalıdır. Aile toplantısında, hastalığın aile üzerindeki etkisi gözlenebilir. Bir aile üyesinde psikiyatrik bozukluk düşünüldüğünde veya hastalığın yarattığı özel bir sorun fark edildiğinde ayrı görüşme gerekebilir.

Kanser hastasının ailesinde psikoterapi hedefleri:

•  Hastalığın aile bireylerindeki etkisini araştırmak

•  Durumu etkileyen önceden veya birlikte varolan psikopatolojik reaksiyonları tanımlamak

•  Tedavi ile ilgili verilen kararları gözden geçirmek

•  Hastalıkla ilgili duyguları ve düşünceleri paylaşmak

•  Hasta ve aileyi bir araya getirerek hastalık hakkındaki duyguların paylaşılmasını cesaretlendirmek

 












 
Eylül 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.