2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1

 

.: Köşe Yazıları :.

HİPERAKTİF ÇOCUKLARDA YAPILMASI GEREKENLER -3-

Çocuğa okulda daha fazla dikkat ve konsantrasyon gerektiği için, bazı çocukların okula gitmek için çok erken saatte kalkabildiği için okul bazı çocuklar için tüm gün olduğu için daha yorucu olabileceğini düşünürüz. Bu yaştan itibaren de yine yatma saati 20.00 ile 21.30 arasında ailenin yaşam standartlarına uygun olarak saptanıp, netleştirilip, kesinleştirilmelidir. Daha önceden uyku düzeni kazandırılmış olan çocuklar da bu yüzden ya aynen devam eder ya da bir miktar geciktirilerek o yılın sabit saati belirlenir. Bu sabitlemeyi senelik olarak ayarlayabilirsiniz. Bu ayar yine 20.00 ile 21.30 arasında, sizin birlikte karar verebileceğiniz bir saat olacaktır. Daha önce belirttiğimiz gibi biz hangi saati belirlediysek yatağa gidiş o saatte olacaktır. Çocukta 21.30'da yatma konusunda anlaştı iseniz, onu 20.30'da yatağa götürüp yatakta bir saat işkence çektirmek uygun değildir. Belirlediğiniz saat geldiğinde çocukla birlikte " Hadi yatma saatin geldi, şimdi yatacağız" diyerek yatağa gidilmelidir. Özellikle okul başladığında uyku düzenine uyulması çocuk için olumlu getiriler sağlayacaktır. Özellikle hiperaktif çocuklarda uyku alışkanlığını kazandırmak çok önemlidir. Onlar yatma saatleri geciktikçe hareketlenir, hırçınlaşır, dikkatleri ve konsantrasyonları azalacağı için sorunlar yaşarlar. Bu yukarda sözünü ettiğimiz çocuklar için geçerlidir. Özellikle hiperaktif çocuklarda daha titizlikle uygulanması gerekmektedir. Aileler, bizim eğitim sistemimizde sabahçı ve öğlenci biçiminde iki tedrisat olduğundan dolayı bize şöyle bir soru sorabilmektedirler. Bazen de bu durumda yanlış uygulamalar yapabilmektedirler. Bu yanlış uygulamaların birincisi; anne, benim çocuğum öğlenci olduğu için akşam 11-12'lere hatta daha geç saatlere kadar oturuyor. Ama sabahta 11:00-11:30'lara kadar geç kalkabiliyor demektedirler. Bir uzman olarak, bu çocukların öğlenci olması onları 30-40 yaşına getirmiyor, öğlenci de olsa yaşı yine 7 veya 8 olarak kalıyor. Bu durumda çocuğun yaşı 7 iken yetişkinlere uygun olan uyku saatine geçmesi uygun değildir.
Bir başka bilinmesi gereken şeyde çocuk gelişiminde gündüz uykusunun gece uykusunun yerini tutmayacağıdır. Yani kalite olarak yerini tutmaz. Çocuk gece 11-12'lerde yatsa gündüzde geç saatlere kadar uyusa aynı kalitede ve aynı ölçüde uykusunu almış olmaz. Ben hep bunun testini siz yetişkinler, anne-babalar olarak kendinizde yapın derim. Ve bir soru sorarım. Ertesi gün işiniz yok sabah 11 veya daha geç 12-13 gibi kalkınız. Yani her zaman uyuduğunuzdan daha fazla uyudunuz. Uyandığınızda zinde, canlanmış, ateş gibi, enerji dolumu kalkarsınız yoksa daha uyuşmuş, sersemlemiş gibi mi diye sorarım. Pek çok kişi böyle bir deneyim geçirmiştir. Ve pazar sabahları geç kalktığında kendini zinde hissetmez. Hatta daha yorgun hisseder. Bu örnekten giderek ailelere nasıl sabah daha fazla uyuduklarında zinde kalkmadıkları gibi, çocuklarının da sabah daha fazla uyuduğunda uykusunu tam almış, cin gibi kalmadığını anlatmaya çalışırım. Uyku konusu tüm çocuklarda ve hiperaktif çocuklarda çok önemlidir. Çocuğun uyku düzenini kurdunuz ve bunu düzenli olarak uygulamaya başladınız o zaman çocuğunuzun davranışlarında %70-80'e varan olumlu değişimler olduğunu göreceksiniz. Çocuğun daha olumlu olduğunu, aşırı hareketlerin azaldığını, hırçın ve söz dinlemezliğinin azaldığını, daha iş birliğine gelen, uyumlu bir hal aldığını, sinirli ve öfkeli davranışlarının azaldığını gözlemekteyiz.
Okulla ilişkilerinde de düzenli uyku sonucunda ders başarı sınırının yükseldiğini gözleyebiliriz. Düzenli ve uygun saatte uyunulan uyku, dikkat ve konsantrasyonu arttıracağı için okulda daha fazla başarı gösterecektir. Bu uygulamayı yapmaya ilk başladığında aile hemen vazgeçmezse bir süre sonra çocuğunda ailesine "benim uyku saatim geldi mi?","aman uyku saatimi geçirmeyelim, siz bana haber verin" diye aileyi o kontrol edecektir. Burada çocuklar bu durumun kendilerine getireceği olumlu şeylerin hemen fark ederler. Kendileri açık olarak da dile getirirler. Örneğin, şöyle söyler: "ben erken yattığımdan beri öğretmenim bana aferin dedi, öğrendiklerimi daha iyi anlıyorum ve aklımda tutabiliyorum. Daha güzel ve beğenilen bir çocuk oldum" demektedirler. Bu bağlantıyı ailelerinden önce bile kurabilmektedirler.
Hiperaktif çocuklarla yapmamız gereken davranışlar, tutumlar doğru ilişkiler ve iletişim. Bu kuralları maddeler halinde sıralayalım:
. Açıklayıcı Olun
Bu yapıdaki çocuklar çok meraklı oldukları için onlara mutlaka ne olacağını, ne yapılacağını, ne zaman, nasıl olacağını açıklamak gerekmektedir. O çocuktur anlamaz düşüncesi hem tüm çocuklar için hem de fazlasıyla hiperaktif çocuklar için geçersizdir. Çocuğun hayatında her şey bildik olmalıdır. Ne yaparsa ne denileceğini, kabul mü görecek, kızılacak mı, ne kadar kabul görür, tüm bunlar bilinmelidir. Çocuğun yaşam alanında olanlar çocuk tarafından bilinmelidir. Örneğin; kimin kim olduğu, gidilen misafirlikte ne kadar oturulacağı, oyuncaklarının hangileri götürülecek kimlerle paylaşılacak, yatıya mı gidiliyor. Gittiğimiz yerde bebek var. Gittiğimiz yerde genç ağabey var. Onun odasına girilmeyecek veya kapıya vurmadan içeri girilmeyecek. Anneanne hasta, yorgun, üzgün, ameliyat oldu. Ameliyat neden, nasıl oldu, ne zamana kadar yatacak. Dede gözlüksüz göremez. Ağabey ödevlerini yapamazsa öğretmeni kızabilir. Ortamda karşılaşabileceği pek çok şey ona önceden bilgilendirme biçiminde verilmelidir. Bu bilgiler onun anlayabileceği kadar açık, sade, basit olmalıdır. Kafa karıştırmamalıdır.
. Kısa ve Öz Açıklama Yapılmalıdır
Bu çocuklar zaten aceleci olduklarından sabırsızdırlar. Beklemekte zorlanırlar. Sizin uzun uzun anlattıklarınızı dinlemekte zorlanırlar. Kendileri karşınızda durmaktadır ama kafaları sizde değildir, dalıp başka düşüncelere gitmişlerdir. Yani uzun uzun nasihatler, eleştiriler hiç
İşe yaramaz. Bir kulaktan girer, diğerinden çıkıp gider.
. Söz ve Vaatte Bulunmayınız
Söz verdiğiniz konu sizin gerçekten yapabileceğiniz ve istediğiniz bir konu olabilir. Ama yine o sözü verdiğiniz zamanda yapamazsanız çocukla aranız açılır. Tartışma zemini oluşmuş olur. O size kızar sizi eleştiri. Hatta sizi kızdırır. Sinirlendirir, öfkelendirir. Çünkü hiperaktif çocuklar beklemekte, sabretmekte, durmakta, sıraya girmekte zorlandıkları için yapılacak şeyin hemen olmasını isterler. Derhal yerine getirilmesini isterler. Katlanma eşikleri düşüktür. Örneğin, çikolata vereceğim dediğiniz o da olur dedi. Ama buzdolabına gittiniz çikolata bitmiş, evde misafir var. O anda hemen hadi ver, sen vereceğim demiştin diye ısrar ve acele edebilirler. Yine bir başka örnek, sinemaya, tiyatroya veya Tatilya'ya, parka götüreceğim dediniz. Ama durumlar değişti. Götürmeniz şimdi mümkün olmadı. O zaman o sizin yalan söyleyip onu kandırdığınızı söyler. Sizi zorlar. Hatta üzer, ağlatır. Hem ısrar eder, hem de şimdi derhal diye tutturabilir. Böyle durumlarda sen anneler yalan söylemez demiştin diyerek sizi paniğe sokabilir. Veya o kadar ısrar eder ki siz artık dayanamaz hale gelirsiniz. Hatta susturmak, durdurmak için yapmayacağınız şeyleri yapar, tutamayacağınız sözleri verirsiniz. Böylece karşılıklı bir gerginlik veya o yapamayacağınız sözün yerine başka yapamayacağınız sözler devam eder gider. Siz ona güvenmez o size güvenmez hale gelir. Aranız açılır. Hırçınlık, söz dinlememe başlar. Karşılıklı savaş hali sürer gider. Kendi çocuğunuzla düşman olduğunuzu yavaş yavaş izleyebiliriz. Söz ve vaatte bulunma sonucunda bir başka tür zorluk da yaşanır. Örneğin; siz ay sonu veya hafta sonunda çocuk tiyatrosuna veya anneanneye gideceğinizi söylediniz. Veya uslu durursa sirke götüreceğinizi söylediniz çocuğunuz hiperaktif beklemekte, sabretmekte zorlanıyor. Ve aceleci bir yapısı var. Yani hemen, şimdi, derhal olsun istiyor. Böyle durumlarda yine siz çok zor duruma kendinizi düşürmüş olursunuz. Yani kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. Hiperaktif çocuklarda kendi yaşlarına göre sınıflandırılırlar. Özellikle 7 yaşında bir çocuğa hafta sonu maça veya tiyatroya götüreceğim diye söz vermek hem onu tedirgin edecek hem de sizi zora sokacak ve ilişkinizi bozabilecektir. Böyle durumlarda çocuk size ya sürekli olarak hafta sonu geldi mi, niye gelmiyor diye sorar. Ya da hafta sonu değil şimdi gidelim der. Veya niye şimdi gitmiyoruz diye ısrar eder, kızar, tepki verir. Hiperaktif çocuğumuzla en fazla dikkat edeceğimiz konu söz ve vaat konusu olmalıdır. Çünkü burada bir zorluk size o günü veya o haftayı zindan edebilir. Bir örnek verelim. Örneğin çocuğunuza hemen şimdi seni çocuk sinemasına götürüyorum git hazırlan dediniz. Çocukta hazırlandı. Tam evden çıkacaksınız, sizin için çok önemli bir misafir kapıyı çaldı. Bu durumda misafir çok önemli bir kişi, çok uzaktan gelmiş veya sağlık problemleri olan yaşlı bir hanım, eşinizin patronunun hanımı, ona "siz gidin, biz oğlumla sinemaya gidiyoruz" diyemezsiniz. Bu defa oğlunuz bu durumu çok uygun kelimelerle bile anlatsanız kabul etmekte zorlanabilir. Ya da sesini çıkarmaz içeri girer. Ama o saatten sonra size cehennem azabı çektirir. Gelen misafire yapmadığını bırakmaz, sizi iki kelime konuşturmaz, misafire bir şey ikram etmenizi istemez. Gürültü eder, konuşmalarınıza girer ya da yeni gelen hanıma sizin ne kadar kötü bir anne olduğunuzu anlatır. Sizin ona verip de tutamadığınız tüm sözleri sırasıyla anlatır. Sizi utandırmak için elinden geleni yapar. Örneğin ayıp laflar söyler sizi utandırır. Ve ya gelen kişiyle ilgili sizin daha önce ağzınızdan kaçırdığınız sözler varsa onları söyleyerek sizi zor durumda bırakabilir. Sizin ayıplanmanıza sebep olabilir. Ağlayıp hiç susmayarak sizin misafirinizi ağırlamanızı zorlaştıracaktır. Böyle durumlarda bazen ona kızabilir, hatta vurabilirsiniz; sonra da üzülürsünüz. Hiperaktif çocuklarda, çocuğun istediği veya olacağını düşündüğü bir şeyi ertelemesi zordur. Bu kontrolü koymak istemez. Çünkü kendisini o işe göre ayarlamıştır. Yine başka bir örnek; 5 yaşında başka bir çocuğunuz var. Bu çocuk, siz misafirinizle konuşurken veya telefonda konuşurken yanınıza geldi, su istedi. Sizde ona telefonu kapatır kapatmaz vereceğinizi söylediniz. Ama o ya hala istemekte ısrar eder ya da tamam der. Ama bir saniye sonra yine gelip su istediğini söyler ve ısrar eder. Bu defa siz kızabilirsiniz. O ağlar siz üzülürsünüz. Bu durum böyle devam edip gider. Davranış paternine dönüşür. Ve bir o bastırır bir siz bastırır şekilde birbirinize güçlerinizi gösterir sonra da ben bunları niye yaptım diye üzülürsünüz. Bütün bu ve buna benzer durumların yaşanmaması için; çocuğa söz ve vaatte bulunmayın veya yapabileceğiniz sözleri verin. O yere gidene kadar açıklamayın. Ya da ona bir şeyler yaptırmak istiyorsanız vereceğiniz söz ve vaatler en uygun olanları olsun. Veya çok kısa süreli olsun. Örneğin hafta sonu, ay sonu değil de, 1 saat sonra yola çıkıyoruz. Hemen hazırlanmaya başla gibi konuşmalar daha işe yararlı olacaktır.
. Daha Fazla Dokunmatik Olun
Çoğunlukla bir şey anlatırken, konuşurken ona sarılın, onu tutun, yaşına göre kucağınıza alın. Hatta yaşı ergenlik yaşına gelmiş olsa bile ona sarılmayı ortadan kaldırmayın. Erkek çocuk olması da sizin ona sarılmanızı engellememelidir. Hiperaktif çocuklar bazen kendilerine dokunulmasından dolayı rahatsız olabilirler. Böyle durumlarda bile bir çıkış yolu vardır. Örneğin, belki kucağınıza almazsınız ama sırtını kaşıyabilirsiniz. Ona bir şey anlatırken iki elini ellerinizin arasına alıp tutabilirsiniz. Veya yine yanınızda oturup TV seyrederken onun omzuna sarılabilirsiniz. Bu tür durumlar onun kendine olan güvenini arttıracaktır. Onu sevdiğinizi ona söyleyecektir. Sevildiğini, arandığını bilmek onu rahatlatır ve olumlu hale getirir. Olumlu tepkiler vermesini sağlar. Hırçınlık elbisesini çıkarır. Güçlü, güvenli, anlaşılan, sevilen çocuk elbisesini giyer. Rahattır ve güvendedir. Bu durum onu savunma ve saldırı halinden gevşemiş, huzurlu, istenilen, beğenilen çocuk haline getirir. Çevre ile ve öncelikle sizinle barışık olur. Siz ona yakın olunca o size uzak olamaz. Veya uzak olmasını gerektiren bir durum ortadan kalkar. Korkuları ortadan kalkar, silahlarını ve kalkanlarını ortadan kaldırırlar. Kızgınlık, öfke, ağlama nöbetleri, yanlış davranışlar, tutturmalar, takılıp kalmalar, kardeş kıskançlıkları gibi olumsuz durumlarla karşı karşıya olduğunuz durumlarda ona sarılmak, ona dokunmak, onun omzuna elini koymak burada daha doğru karar vermeyi sağlar yada kolaylaştıracaktır.
5- Evet ve Hayır Kelimelerini Kullanmayın
Öncelikle iletişiminizde "hayır" kelimesini kullanmayın. Hiperaktif özellikler taşıyan çocuklar "hayır" kelimesine katlanamazlar. Bu kelime onları çıldırtır. Çığırlarından çıkmalarına sebep olur. Yani sözün kısası "hayır'ı" hiç duymak istemezler. Bu sözcüğe kızgınlık tepkisi gösterirler. Bu sözcüğü duyduklarında daha çok kızarlar, bağırırlar. Hatta şiddet gösterisinde bulunabilirler. Onlarla iletişimde "evet" kelimesi de kullanılmamalıdır. Bunun nedeni ise onlar çoğunlukla çok aceleci davrandıklarından dolayı istemedikleri şeylere doğru olarak düşünmeden atlayabilirler. Aceleci ve ani karar verdikleri için etraflıca düşünmeden olaya dalabilirler. Genellikle bu verdikleri kararları bir süre düşündükleri zaman beğenmediklerini görmekteyiz. Böyle durumlarda çok pişman olurlar. Kararlarını değiştirmek isterler. Ama utandıklarından kararlarını değiştiremezler, mutsuz olurlar ve çoğunlukla istemedikleri şeylere katlanmak zorunda kalırlar. Yapılması gereken doğru davranış ise onlarla iletişimde öncelikle olumlu bir cümle söyledikten sonra şöyle yaklaşılmalıdır. Örneğin bir şey istendiğinde; "evet bu isteğini bende beğendim. Benim de kafama yattı. İyi bir fikre benziyor. Ama bunu yürürlüğe koymadan bir araştıralım" denebilir. Veya "bunu yapmadan bir babanla konuşalım. Belki onun daha cazip bir fikri olabilir." Bir diğer doğru yaklaşım ise "ben bu fikri tuttum. Bana pek hoş bir düşünce gibi geldi. Ama bunu uygulamaya sokmadan para durumumuzu değerlendirmemiz lazım. Bakalım bütçemiz buna uygun olacak mı?" diyebiliriz. Veya yine bir kapı bırakarak "bunu çok sevdim bunu ne zaman alabileceğimizi sana hemen bütçemizi değerlendirip söyleyeceğim" diyebilirsiniz. Bu durumda çocuk size bir süre sonra ne oldu sordun mu babama veya bütçemizi değerlendirdin mi, düşündün mü, araştırdın mı diye sorabilecektir. Eğer böyle sorarsa sizde durumla ilgili fikrinizi söyleyebilirsiniz. İkinci alternatif ise çocuk bu olmazsa ölürüm derse, boşuna endişelenmeyin mutlaka olacak şeyi unutur gider. Size hiçbir sormaz. Üçüncü durum ise çocuk size gelir anne, baba ben düşündüm de benim istediğim o değilmiş, daha iyisini gördüm veya ben vazgeçtim diyebilir. Böylece durum sorun oluşturmadan biter. Sizde çocukla tartışmamış, birbirinize kızmamış olursunuz. Bu sorunları çözmenin ve doğru iletişimin bir farklı yoludur.
. İsteklerine Karşılık İki Seçenek Sunmalısınız
Bu yapıdaki çocuklar karar vermede de zorlanabildikleri için iki seçenekle karşılarında olmak onların işlerini kolaylaştıracaktır. Bu durumda isteklerini sınırlamış oluruz. Pek çok şeyde iki seçenekle onlara yaklaşmak iletişimi kolaylaştıracaktır. Doğru, başarılı, sağlıklı iletişimi sağlayacaktır. Çocuğumuza her durumda iki seçenek sunduğumuzda o bu seçeneklerden birini seçtiği zaman, kendisi şöyle düşünecektir; "ben seçtim demek ki benim dediğim oldu". Veya şöyle düşünebilecektir; "benim istediğim oldu, ben karar verdim, ben karar verebiliyorum, benimle ilgili olaylarda bana soruluyor, benim fikrim alınıyor, o zaman annem babam bana değer veriyorlar, beni adam yerine koyuyorlar. Yani sonuç olarak ben değerliyim."diye düşünecektir. Seçeneklerden hangisini seçerse seçsin ben karar verdim benim dediğim oldu düşüncesi geçerli olacaktır. Çünkü bu her iki seçeneği de anne veya baba koymuştur. Eğer çocuk seçtiği alternatifi yapmazsa veya sözünü tutmazsa siz ona; "ama bunun için biz seni zorlamadık, bunu kendin seçtin, beğendin, sen karar verdin" dediğinizde hiç sesini çıkarmadan gidip işi bitirecektir. Çünkü kimse kendi çabalarının yanlış kötü olmasını istemez. Bunu kabul etmez veya böyle bir durumu kabul etmek mümkün olmaz. Böyle durumlarda ufak tefek itirazlar olsa bile sonuç olarak çocuk bir süre sonra o olayı hiç itiraz etmeden yerine getirecektir.
Örneğin çocuğunuza yemek yiyecek misin diye sormayın. Yemeği düz tabakta mı çukur tabakta mı yiyeceksin diye sorun. Veya yemeği burada mı TV önünde mi yemek istersin yada köfteni pilavla mı ayrı mı yersin gibisinden sorun. Ders programına bakıp yarın hangi derslerin var, bu derslerin için çantana hesap makinesi, harita gibi koyman gereken şeyler var mı gibi. Veya yemeğini sen al ama fazla alma, bitince yine alabilirsin. Fakat tabakta yemek bırakmayacaksın. Hatta bu işle ilgili gel seninle bir uygulama yapalım deyin. Onun yiyebileceğini tahmin ettiğinizden bir miktar az yemeği tabağına koyun. Eğer tabağına aldı ama yemiyorsa o zaman sen istedin, sen aldın, hadi bakalım gayret gösterip bitir bakalım deyin. İtiraz etmeyecektir. Eğer itiraz ederse ve sizde zorlandığını görürseniz bu defalık sana bir hoşluk yapacağım ama bir dahaki sefer bu işi birlikte halletmememiz gerekiyor deyin. Aldığı yemekse onu kontrol edin. Hatta fazla aldıysa bunu bir miktar azaltalım zaten bunu bitirirsen bir daha alabilirsin değil mi deyin. Yemeğini bitirdikten sonra "aferin çok güzel, teşekkür ederim, ne güzel yedin bak. Buna bende çok sevindim diyin. Sonra da bak gördün mü nasıl çabuk bitirdin şimdi eğer istersen bir ufak kaşık ( miktar ) daha alabilirsin" diyebilirsiniz. Bu uygulamayı birkaç kez birlikte tekrarlayın. Sonra kendisinin bu işbirliğinden çok keyif aldığınızı her fırsatta bildirin. Ben inanıyorum ki bu durumda pek çok zorluğu kolayca aşmış olacaksınız.

 

Köşe yazıları












 
Ekim 2021
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.