2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1


HİPERAKTİF VE DİKKAT DAĞINIKLIĞI SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLARLA İYİ BİR İLETİŞİM KURABİLMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Hiperaktif çocuklarla yapılması gereken davranışlar, tutumlar, doğru ilişkiler ve iletişim kuralları maddeler halinde aşağıda verilmiştir.

1. Açıklayıcı olun
2. Kısa ve öz açıklama yapın
3. Söz ve vaatte bulunmayın
4. Dokunmatik olun
5. Evet, hayır kelimelerini kullanmayın
6. Olumlu bir cümleyle başlayın
7. İki seçenek sunun
8. Ödüllendirin, iyi, doğru yaptığı her şeyi ödüllendirin
9. Sınırları çizmesine yardımcı olun
10. Zaman yönetimini ( planlaması) öğretin
11. Tepkilerini zamanında ve yerinde vermesini öğretin
12. Kontrol koymasını, durmasını, yerinde ve zamanında hayır demesini öğretin.
13. Ölçülü olmasını öğretin

1. Açıklayıcı Olun
Bu yapıdaki çocuklar çok meraklı oldukları için onlara olayların mutlaka ne olacağını, ne yapılacağını, ne zaman, nasıl olacağını açıklamak gerekmektedir. O çocuktur anlamaz düşüncesi tüm çocuklar için olduğu gibi hiperaktif çocuklar için geçersizdir. Çocuğun hayatında her şey bildik olmalıdır. Ne yaparsa ne denileceğini, kabul mü görecek, kızılacak mı, ne kadar kabul görecek, tüm bunlar bilmelidir. Çocuğun yaşam alanında olanlar çocuk tarafından bilinmelidir. Örneğin; kimin kim olduğu, gidilen misafirlikte ne kadar oturulacağı, oyuncaklarının hangileri götürülecek kimlerle paylaşılacak, yatıya mı gidiliyor, gidilen yerde bebek var mı?. Gittiğimiz yerde genç ağabey var mı? Onun odasına girilmeyecek veya kapıya vurmadan içeri girilmeyecek. Anneanne hasta, yorgun, üzgün, ameliyat oldu. Ameliyat neden, nasıl oldu, ne zamana kadar yatacak. Dede gözlüksüz göremez. Ağabey ödevlerini yapamazsa öğretmeni kızabilir. Ortamda karşılaşabileceği yukarıdaki durumlar ona önceden anlatılmalıdır. Bu bilgiler onun anlayabileceği kadar açık, sade ve basit olmalıdır.
2. Kısa ve Öz Açıklama Yapılmalıdır
Bu çocuklar zaten aceleci olduklarından sabırsızdırlar. Sizin uzun uzun anlattıklarınızı dinlemekte zorlanırlar. Kendileri karşınızda durmalarına rağmen kafaları sizde değildir, dalıp başka düşüncelere gitmişlerdir. Yani uzun uzun nasihatler, eleştiriler hiç işe yaramaz. Bir kulaktan girer, diğerinden çıkıp gider.
3. Söz ve Vaatte Bulunmayınız
Söz verdiğiniz konu sizin gerçekten yapabileceğiniz ve istediğiniz bir konu olabilir. Ama yine o sözü verdiğiniz zamanda yapamazsanız çocukla aranız açılır dolayısıyla tartışma zemini oluşur. O size kızar sizi eleştiri. Hatta sizi kızdırır, sinirlendirir ve öfkelendirir. Çünkü hiperaktif çocuklar beklemekte, sabretmekte, durmakta, sıraya girmekte zorlandıkları için yapılacak şeyin hemen olmasını isterler. Katlanma eşikleri düşüktür. Çikolata vereceğim dediğiniz zaman eğer veremezseniz hırçın tepkiler gösterecektir. Örneğin, buzdolabına gittiniz çikolata bitmiş, evde misafir var. O anda hemen hadi ver, sen vereceğim demiştin diye ısrarlı davranarak, sabırsız davranabilir. Yine bir başka örnek, sinemaya, tiyatroya veya Tatilya'ya, parka götüreceğim dediniz. Ama durumlar değişti. Götürmeniz o anda mümkün olmadı. O zaman o sizin yalan söyleyip onu kandırdığınızı söyler. Sizi zorlar. Hatta üzer, ağlatır. Hem ısrar eder, hem de şimdi derhal yapacaksın diye tutturabilir. Böyle durumlarda anneler yalan söylemez demiştin bana diyerek sizi paniğe sokabilir. O kadar ısrar eder ki siz artık dayanamaz hale gelirsiniz. Hatta susturmak, durdurmak için yapmayacağınız şeyleri yapar, tutamayacağınız sözleri verirsiniz. Böylece karşılıklı bir gerginlik ve o yapamayacağınız sözün yerine başka yapamayacağınız sözler vermeniz devam edip gider. Siz ona güvenmez o size güvenmez hale gelir. Aranız açılır. Hırçınlık, söz dinlememe durumu başlar. Karşılıklı savaş hali sürer gider. Kendi çocuğunuzla düşman olduğunuzu yavaş yavaş izleyebilirsiniz. Söz ve vaatte bulunma konusunda bir başka tür zorluk da şöyle yaşanır. Örneğin; siz ay sonu veya hafta sonunda çocuk tiyatrosuna veya anneanneye gideceğinizi söylediniz. Veya uslu durursa sirke götüreceğinizi söylediniz çocuğunuz hiperaktif olduğundan dolayı beklemekte, sabretmekte zorlanıyor. Ve aceleci bir yapısı var. Yani hemen, şimdi, derhal olsun istiyor. Böyle durumlarda yine siz çok zor duruma kendinizi düşürmüş olursunuz. Yani kendi bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. Hiperaktif çocuklar da kendi yaşlarına göre söz ve vaatlere tepki verme konusunda farklılıklar gösterirler. Çocuğa hafta sonu maça veya tiyatroya götüreceğim diye söz vermek hem onu tedirgin edecek hem de sizi zora sokacak ve ilişkinizi bozabilecektir. Böyle durumlarda çocuk size ya sürekli olarak hafta sonu geldi mi, niye gelmiyor diye sorar. Ya da hafta sonu değil şimdi gidelim der. Veya niye şimdi gitmiyoruz diye ısrar eder, kızar, tepki verir. Hiperaktif çocuğunuzla en fazla dikkat edeceğiniz konu söz ve vaat konusu olmalıdır. Çünkü böyle bir zorluk size o günü veya o haftayı zindan edebilir. Bir örnek verelim. Örneğin okul öncesi dönemde olan çocuğunuza hemen şimdi seni çocuk sinemasına götürüyorum git hazırlan dediniz. Çocukta hazırlandı. Tam evden çıkacaksınız, sizin için çok önemli bir misafir kapıyı çaldı. Bu durumda misafir çok önemli bir kişi, çok uzaktan gelmiş veya sağlık problemleri olan yaşlı bir hanım, eşinizin patronunun hanımı, ona "siz gidin, biz oğlumla sinemaya gidiyoruz" diyemezsiniz. Bu defa oğlunuza bu durumu çok uygun kelimelerle bile anlatsanız kabul etmekte zorlanabilir. Ya da sesini çıkarmaz içeri girer. Ama o saatten sonra size cehennem azabı çektirebilir. Gelen misafire yapmadığını bırakmaz, sizi iki kelime konuşturmaz, misafire bir şey ikram etmenize izin vermez. Gürültü eder, konuşmalarınıza girer ya da misafirinize sizin ne kadar kötü bir anne olduğunuzu anlatır. Sizin ona verip de tutamadığınız tüm sözleri sırasıyla sayar. Sizi utandırmak için elinden geleni yapar. Örneğin ayıp laflar söyler sizi utandırır. Veya gelen kişiyle ilgili sizin daha önce ağzınızdan kaçırdığınız sözler varsa onları söyleyerek sizi zor durumda bırakabilir. Sizin ayıplanmanıza sebep olabilir. Ağlayıp hiç susmayarak sizin misafirinizi ağırlamanızı zorlaştırabilir. Böyle durumlarda bazen ona kızabilir, hatta vurabilirsiniz; sonra da üzülürsünüz. Hiperaktif çocuklarda, çocuğun istediği veya olacağını düşündüğü bir şeyi ertelemesi çok zordur. Kontrolü koyamaz, çünkü kendisini o duruma hazırlamıştır. Yine başka bir örnek; 5 yaşında başka bir çocuğunuz var. Bu çocuk, siz misafirinizle konuşurken veya telefonda konuşurken yanınıza geldi, su istedi. Sizde ona telefonu kapatır kapatmaz vereceğinizi söylediniz. Ama o ya hala istemekte ısrar eder ya da tamam der. Ama bir saniye sonra yine gelip su istediğini söyler ve ısrar eder. Bu defa siz kızabilirsiniz. O ağlar siz üzülürsünüz. Bu durum böyle devam edip gider. Bu durum çocuğun sık kullandığı bir davranış haline gelir. Ve bir o bastırır bir siz bastırır şekilde birbirinize güçlerinizi gösterir sonra da ben bunları niye yaptım diye üzülürsünüz. Bütün bu ve buna benzer durumların yaşanmaması için; çocuğa söz ve vaatte bulunmayın veya yapabileceğiniz sözleri verin. Götüreceğiniz yere gidene kadar açıklamayın. Ya da ona bir şeyler yaptırmak istiyorsanız vereceğiniz söz ve vaatler kısa süreli ve en uygun olanları olsun. Örneğin hafta sonu, ay sonu değil de, 1 saat sonra yola çıkıyoruz. Hemen hazırlanmaya başla gibi konuşmalar daha fazla işe yarayacaktır.
4. Daha Fazla Dokunmatik Olun
Çoğunlukla bir şey anlatırken, konuşurken ona sarılın, onu tutun, yaşına göre kucağınıza alın. Hatta yaşı ergenlik yaşına gelmiş olsa bile ona sarılmayı bırakmayın. Erkek çocuk olması da sizin ona sarılmanızı engellememelidir. Hiperaktif çocuklar bazen kendilerine dokunulmasından dolayı rahatsız olabilirler. Böyle durumlarda bile bir çıkış yolu vardır. Örneğin, belki kucağınıza almazsınız ama sırtını kaşıyabilirsiniz. Ona bir şey anlatırken iki elini ellerinizin arasına alıp tutabilirsiniz. Veya yine yanınızda oturup TV seyrederken onun omzuna sarılabilirsiniz. Bu tür durumlar onun kendine olan güvenini arttıracaktır. Onu sevdiğinizi ona söyleyecektir. Sevildiğini, arandığını bilmek onu rahatlatır ve davranışlarını olumlu hale getirir. Hırçınlık elbisesini çıkarır. Güçlü, güvenli, anlaşılan, sevilen çocuk elbisesini giyer. Rahattır ve güvendedir. Bu durum onu savunma ve saldırı halinden çıkarıp gevşemiş, huzurlu, istenilen, beğenilen bir çocuk haline getirir. Siz ve çevresiyle barışık, mutlu ve keyifli bir çocuk olur. Siz ona yakın olunca o da size yakın olur. Korkularını, silahlarını ve kalkanlarını ortadan kaldırırlar. Kızgınlık, öfke, ağlama nöbetleri, yanlış davranışlar, tutturmalar, takılıp kalmalar, kardeş kıskançlıkları gibi olumsuz durumlarda ona sarılmak, ona dokunmak, onun omzuna elinizi koymak sağlıklı ilişki kurmanızı sağlayacaktır.

5- Evet ve Hayır Kelimelerini Kullanmayın

Öncelikle iletişiminizde "hayır" kelimesini kullanmayın. Hiperaktif özellikler taşıyan çocuklar "hayır" kelimesine katlanamazlar. Bu kelime onları çıldırtır, çığırlarından çıkmalarına sebep olur. Kısaca hayatlarında "hayır" kelimesini hiç duymak istemezler. Bu sözcüğe kızgınlık tepkisi gösterirler. Hatta şiddet gösterisinde bulunabilirler.
Onlarla iletişimde "evet" kelimesi de kullanılmamalıdır. Bunun nedeni ise onlar çoğunlukla çok aceleci davrandıklarından dolayı istemedikleri şeylere düşünmeden atlayabilirler. Aceleci ve ani karar verdikleri için etraflıca düşünmeden, hesaplamadan olaya dalabilirler. Genellikle acele olarak verdikleri kararları daha sonra beğenmediklerini görürüz. Böyle durumlarda çok pişman olurlar. Kararlarını değiştirmek isterler ama iş işten geçtiği ya da utandıkları için kararlarını değiştiremezler. Mutsuz olurlar ve çoğunlukla istemedikleri şeylere katlanmak zorunda kalabilirler.
Yapılması gereken doğru davranış ise onlarla iletişimde öncelikle olumlu bir cümle söyledikten sonra şöyle bir yaklaşımda bulunulmalıdır. Örneğin bir şey istendiğinde; "evet bu isteğini bende beğendim. Benim de kafama yattı. İyi bir fikre benziyor. Ama bunu yürürlüğe koymadan bir araştıralım" denebilir. Veya "bunu yapmadan bir babanla konuşalım. Belki onun daha cazip bir fikri olabilir." Bir diğer doğru yaklaşım ise "ben bu fikri tuttum. Bana pek hoş bir düşünce gibi geldi. Ama bunu uygulamaya sokmadan para durumumuzu değerlendirmemiz lazım. Bakalım bütçemiz buna uygun olacak mı?" diyebiliriz. Veya yine bir kapı bırakarak "bunu çok sevdim bunu ne zaman alabileceğimizi sana hemen bütçemizi değerlendirip söyleyeceğim" diyebilirsiniz. Bu durumda çocuk size bir süre sonra ne oldu sordun mu babama veya bütçemizi değerlendirdin mi, düşündün mü, araştırdın mı diye soracaktır. Eğer böyle sorarsa sizde durumla ilgili fikrinizi söyleyebilirsiniz. Ya da çocuk konuyu unutur, size hiçbir şey sormaz. Üçüncü alternatif de ise çocuk kendisi gelip anne, baba ben düşündüm de benim istediğim o değilmiş, daha iyisini gördüm veya ben vazgeçtim diyebilir. Böylece konu sorun oluşturmadan biter. Sizde çocukla tartışmamış, birbirinizi kırmamış olursunuz. Bu sorunları çözmenin doğru yoludur.

6.İsteklerine Karşılık İki Seçenek Sunmalısınız

Bu çocuklar karar vermede de zorlanabildikleri için iki seçenekle karşılarında olmak onların işlerini kolaylaştıracaktır. Bu durumda isteklerini sınırlamış oluruz. Pek çok konuda iki seçenekle onlara yaklaşmak iletişimi kolaylaştıracak, doğru, başarılı ve sağlıklı iletişimi sağlayacaktır. Çocuğunuza her konuda iki seçenek sunduğunuzda o bu seçeneklerden birini seçtiği zaman, şöyle düşünecektir; "ben seçtim, ben karar verdim demek ki benim dediğim, benim istediğim oldu. 'Benimle ilgili olaylarda karar verebiliyorum, bana soruluyor, hatta benim fikrim alınıyor, o zaman annem babam bana değer veriyorlar, beni adam yerine koyuyorlar, sonuç olarak ben değerliyim' diye düşünecektir. Seçeneklerden hangisini seçerse seçsin ben karar verdim benim dediğim oldu düşüncesi geçerli olacaktır. Çocuk bu durumda her iki seçenekten hangisini seçerse seçsin ebeveyninin istediğini yapmış olur Çünkü her iki seçeneği de ebeveynleri kararlaştırmış ve ona sunmuşlardır. Ama çocuk bu durumun farkında değildir. Eğer çocuk seçtiği alternatifi yapmazsa veya sözünü tutmazsa siz ona; "ama bunun için biz seni zorlamadık, bunu kendin seçtin, beğendin, sen karar verdin" dediğinizde hiç sesini çıkarmadan gidip işi bitirecektir. Hiçbir çocuk kendi kararının yanlış, kötü olmasını kabul etmez.
Örneğin çocuğunuza yemek yiyecek misin diye sormayın. Yemeği düz tabakta mı çukur tabakta mı yiyeceksin diye sorun. Veya yemeği burada mı TV önünde mi yemek istersin ya da köfteni pilavla mı ayrı mı yersin diye sorun. Ders çalışmasını hatırlatmak istiyorsanız derine çalış demek yerine, ders programına bakıp yarın hangi derslerin var, bu derslerin için çantana hesap makinesi, harita gibi koyman gereken şeyler var mı diye sorun. Veya yemeğini sen al ama fazla alma, bitince yine alabilirsin. Fakat tabakta yemek bırakmayacaksın. Hatta bu işle ilgili gel seninle bir uygulama yapalım deyin. Onun yiyebileceğini tahmin ettiğinizden bir miktar az yemeği tabağına koyun. Eğer tabağına aldı ama yemiyorsa o zaman sen istedin, sen aldın, hadi bakalım gayret gösterip bitir bakalım deyin. İtiraz etmeyecektir. Eğer itiraz ederse ve sizde zorlandığını görürseniz bu defalık sana bir hoşgörü göstereceğim ama bir dahaki sefer bu işi birlikte halletmememiz gerekiyor deyin. Aldığı yemekse onu kontrol edin. Hatta fazla aldıysa bunu bir miktar azaltalım zaten bunu bitirirsen bir daha alabilirsin değil mi deyin. Yemeğini bitirdikten sonra "aferin çok güzel, teşekkür ederim, ne güzel yedin bak. Sonra da bak gördün mü nasıl çabuk bitirdin şimdi eğer istersen bir ufak kaşık daha alabilirsin" diyebilirsiniz. Bu uygulamayı birkaç kez birlikte tekrarlayın. Sonra kendisine bu işbirliğinden çok keyif aldığınızı her fırsatta bildirin. Bu durumda pek çok zorluğu kolayca aşmış olacaksınız.

 

7.Ödüllendirme

Anlatımımızın başında böyle kontrol güçlüğü yaşayan bir çocuğa cezai yaptırımları kaldırın, kullanmayın demiştik. Çocukluktan gelen bir güçlük var, çocuk sınırlarını bilemediğinden dolayı nerede duracağını bilemez. Biz böyle bir çocukla ilişkilerimizde tüm cezai yaptırımları kaldırıyoruz. Şimdi pek çok anne babanın bize karşı şöyle söylediğini duyar gibiyiz. Aileler, davranışlarına kontrol koyamayan çocuğa ceza vermezsek bu çocukla nasıl başederiz, diye düşünmektedirler.
Biz burada cezayı kaldırarak onun yerine ondan daha etkili olan ödül mekanizmasını devreye sokalım demekteyiz. Çocuğun tesadüfî bile olsa yaptığı olumlu bir davranışı mutlaka ödüllendirmeliyiz. Ödüllendirirken verdimiz mesaj, ben senin yaptığın işi gördüm, fark ettim, çok beğendim, bundan sonra da aynı şekilde davranmanı istiyorum, şeklinde olmalıdır. Eğer çocuk bu mesajı aldı ise, bu davranışı kaydedecek ve bunu tekrarlama yoluna gidecektir.
Ödüllerin önemli fonksiyonları vardır. Çocuğa ödül verildiğinde çocuk kendisinden istenilen işi hemen yapma yoluna gidebilecektir.

Ödülün Sonucunda;
1. İstediğimiz olayla ilgili olarak, isteğimizi dile getirme cümlemiz bitmeden hemen çocuk istenilen işi yapacaktır.
2. İstediğimiz iş konusunda çocukla tartışmaya girmemiş olacağız.
3. Kendi sinirlerimizi bozmamış olacağız.

Verilecek ödül yapılması istenen işe uygun olmalıdır. Çok büyük ve abartılı ödüller işimizi düzeltmek yerine daha da karıştırabilir. Ödülün uyarı ve işe göre olması gerekmektedir. Ödülün zamanlaması da çok önemlidir. Yapılan işten hemen sonra veya eş zamanlı verilmelidir. Çocuk bu iki olay arasındaki bağlantıyı hızlı bir biçimde kurabilmelidir. Olaydan önce veya çok sonra verilen ödüller işe yaramaz. İşlevini yerine getirmez. Ödül için verilen söz mutlaka yerine getirilmelidir. Ertelenmemelidir. Örneğin çocuğa sakız veya gofret vermeye söz verdiniz. Bu ödül o anda elinizin içinde ya da masada olmalıdır. Böyle bir ödülü yarın, hafta sonu, aybaşında, ya ikisini birlikte bir sonraki gün veririm, toplu veririm gibi cümleler ödülün yapacağı etkiyi sıfırlar. Hatta ödül geri teper. Durumu düzeltmek şöyle dursun. Daha fazla karıştırır ve bozar.
Ödülde süreklilik çok önemlidir. Bir davranış değiştirilecekse veya olmayan bir davranış yerleştirilecekse bu defa verilen ödüllerin bir sürekliliği olmalıdır. Bu süreklilik var olan olumsuz bir davranışın yok edilmesinde veya olmayan bir alışkanlığın kazanılması için kullanılacaktır. Böyle bir durumda ödül verirken en az bir bir buçuk aylık bir süreyi göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
Ödüller çocuğun sevdiği şeylerden oluşmalıdır. Ödüller şeker, çikolata, gofret biçiminde olabileceği gibi, sinemaya, tiyatroya, çocuk parkına gitmek, gezmeye çıkmak biçiminde de olabilirler. Ödül çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Ödül anneyle yemek yapmak, masal okumak, sırtını kaşımak, birlikte yastık savaşı yapmak, çocuğun sevdiği tatlının yapılması şeklinde de olabilmektedir. Bazı durumlarda bir arkadaşa gitme, arkadaşta kalma, bahçede daha uzun kalma, bisiklette daha uzun dolaşma, bilgisayarda veya telefonda daha uzun kalma, daha geç yatabilme hakkı gibi de olabilmektedirler. Bazen de ödül para olabilmektedir. Bu paranın miktarı aile ile konuşarak ayarlanacaktır. Bu para çocuğun yaptığı şeylere bağlı olarak artırılabilecektir. Aileler çocuklarına para vermekten çekinebilirler. Burada bir kontrol söz konusudur. Böyle durumlarda para ödülü vermekten kaçınmamalıdır. Çocuğa verilecek paranın miktarı ayarlanırsa hiçbir tehlike yoktur. Ailelerin korktuğu gibi erken yaşta paraya alışmaz. Paraları tanımış olur, para biriktirme ve harcamayı da öğrenmiş olur. Para çok kolay temin edilebilir bir ödüldür. Annenin her zaman elinin altında da çikolata, şeker bulunmayabilir. Ama çantasında her zaman parayı bulabilecektir. Verilecek ödüller yapılması istenilen işin durumuna bağlı olarak artırılabilmektedir.
1. Ödüller değiştirilebilmelidir.
2. Ödüller cazip olmalıdır.
3. Ödüller en istenilen şeylerden olmalıdır.
4. Ödüller yaratıcı olmalıdır
5. Ödüller aile ile çocuk arasında karalaştırılmalıdır.
6. Ödül eğlenceli olmalıdır.
7. Ödül esprili olmalıdır.
8. Ödül birlikte oyun oynamak şeklinde olmalıdır.

İçindekiler












 
Temmuz 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.