2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1


PSİKOLOJİDE KURAMLAR

PSİKODİNAMİK KURAMLAR

Psikodinamik kuramlar, davranışı kişide oluşan bilinçdışı psikolojik dinamiklerin sonucu olarak açıklarlar. Bu kuramın yaratıcısı olan Freud, psikodinamik kuramıyla psişik enerjinin ne olduğunu ve davranışa nasıl yansıdığını açıklamaktadır. Freud bu enerjiyi kişinin haz veren şeye ulaşmak ve acı veren şeyden kaçmak isteği olarak açıklamaktadır. Karen Horney ise bu enerjiyi kişinin bağımlılıkla olan savaşı olarak tanımlamaktadır. Bütün psikodinamik kuramların ortak yanı ise, kişiliğin temelde bilinçdışı süreçlerle belirlendiği ve en iyi şekilde yaşam süreci içinde anlaşılabileceğidir.

SİGMUND FREUD

Freud (1856-1939) gelmiş geçmiş bütün kişilik kuramcıları içinde en tanınmış ve en etkili olanıdır. Freud insan davranışı alanına tamamıyla yeni bir bakış açısı getirmiştir.

O zamana kadar psikoloji bilinç düzeyinde olan, yani farkında olduğumuz duygu ve düşünceler üzerine yoğunlaşmıştır. Freud ise bilinçdışını, yani normalde farkında olmadığımız bütün fikir, duygu ve düşünceleri odak almıştır. Freud'un fikirleri psikanaliz için bir temel oluşturmuştur."Psikanaliz" terimi hem Freud'un kişilik kuramını, hem de onun geliştirdiği bir terapi yöntemini açıklamaktadır.

Freud'a göre insan davranışı bilinçdışı güdüler veya dürtülere dayanır. Bazı güdüler saldırgan ve yok edicidir; açlık, susuzluk, kendini koruma ve cinsellik ise bireyin ve türlerin devamı için gereklidir. Freud cinsel güdüler kavramını sadece erotik anlamda cinselliği ifade etmek için değil, zevk ve hazzın her türlüsü için kullanmaktadır.

KİŞİLİK NASIL OLUŞUR

Freud'a göre kişilik, id ego ve süperego denilen üç katmandan oluşmaktadır. İd doğuştan var olan tek yapıdır ve tamamıyla bilinçdışıdır. Freud'a göre id sürekli doyum arayan bilinçdışı istek ve güdülerden oluşmuştur. Haz ilkesine göre çalışmaktadır, yani anında doyum arar ve acıdan kaçınır. Bir güdü ortaya çıkar çıkmaz id onu doyurmaya çalışır. Ama id gerçek dünyayla ilişki içinde olmadığından doyum elde etmesinin sadece iki yolu vardır: Bunlardan biri tepkisel davranışlardır; örneğin tıkandığında öksürmek gibi. Bu tepkisel davranışlar doyuma ulaşmak isteyen durumları anında ortadan kaldırırlar. Diğer yol ise hayal kurmadır.

Kişi güdüyü doyurmak ve rahatsız eden duygulardan kurtulmak için kendini rahatlatan bir durumu veya nesneyi düşünür. Bu tür düşünce biçimleri genelde rüyalarda veya hayal kurmada görülmekle birlikte başka biçimleri de vardır. Örneğin; biri sizi çok kızdırdığında, siz ondan sonraki yarım saatinizi o kişiye haddini bildirmek için ne söyleyeceğiniz ya da ne yapacağınızı düşünerek geçirdiğinizde kendinizi daha iyi hissetmeye başlarsınız.

Bu tür zihinsel imgeler, bir çeşit rahatlama sağlamakta ama gereksinimlerimizin çoğunu tam olarak doyuramamaktadır. Sevdiğiniz kişiyle olduğunuzu düşünmek hoş bir duygudur ama gerçekten onunla birlikte olmanın yerini tutamaz. Bu yüzden id, tek başına güdülerin doyurulmasında etkin olamamaktadır. Eğer bunu yapacaksa, gerçeklikle bağlantı kurmak zorundadır. İdin gerçeklikle bağlantısı ise egodur.

Ego, Freud tarafından bütün düşünme ve akıl yürütme etkinliklerini kontrol eden mekanizma olarak düşünülmüştür. Ego biraz bilinçli, biraz bilinç öncesi biraz da bilinçdışı olarak çalışmaktadır.

Ego, duyumlar yoluyla dış dünya hakkında bilgi edinmekte ve idden gelen güdülerin dış dünyada doyumunu sağlamaktadır. İd rahatlama sağlamak için haz ilkesine göre çalışırken, ego, gerçeklik ilkesine göre çalışmaktadır. Ego akıl yürütme yoluyla güdülerin doyumu için emin ve başarılı bir yol buluncaya kadar idin isteklerini erteler. Örneğin susamışsanız, susuzluğunuzu uygun bir dille nasıl gidereceğinizi belirler.

Yetişkin davranışını sadece gereklilik değil, aynı zamanda ahlaki kurallarda belirler. Kişinin vicdanı, yani ahlaki değerleri anababası ve toplumla olan etkileşimi sonucu oluşmaktadır. Freud kişiliğin bu ahlaki değerleri gözeten üçüncü yapısına süperego adını vermiştir.

Süperego doğuştan varolan bir yapı değildir. Küçük bir çocukken, ahlaki kurallara pek uymaz ve canımızın istediği gibi davranırız. Fakat olgunlaştıkça "iyi" ve "kötü" hakkında anababalarımızın yargılarını özümser ve kendi yargılarımız gibi kabul ederiz. Zamanla ana babamızın uyguladığı baskı, tamamıyla kendi iç baskılarımızla yer değiştirir. Sonunda vicdan olarak davranan süperego, çocuğun bir zamanlar, ana babasının gözleyip rehberlik ettiği egosunu gözlemekte ve rehberliği üstlenmektedir. Süper ego, aynı ego gibi hem bilinç hem de bilinçdışı düzeyde işler.

Freud'a göre süperego, aynı zamanda egonun faaliyetlerini mükemmelliği yansıtan bir ego idealiyle karşılaştırıp, onu yerine göre cezalandırmakta veya ödüllendirmektedir. Bazen süperego yargılarında çok katı olabilir. Örneğin, cezalandırıcı bir süper egoya sahip bir ressam, hiçbir zaman Rembrant veya Michelangelo gibi resim yapamayacağının farkına varıp resmi bırakabilir.

İdealde, id ego ve süperego bir denge içinde çalışmaktadır. Ego idin isteklerinin süper ego tarafından onaylanan bir şekilde, akla ve ahlaki değerlere uygun olarak doyurulmasını sağlamaktadır. Bu şekilde rahatlıkla severiz, nefret ederiz ve suçluluk duymadan duygularımızı ifade edebiliriz. İd ağır bastığında, güdülerimiz başıboş kalır ve hem kendimizi hem de toplumu tehlikeye atarız. Süper ego ağır bastığında ise, davranışlarımız aşırı kontrollüdür. Kendimizi sert bir şekilde yargılama eğilimindeyizdir ve bu eğilim kendimiz gibi davranma ve yaşamdan zevk alma yeteneğimizi engelleyebilmektedir.

KİŞİLİK NASIL GELİŞİR

Freud'un kişilik kuramı, yaşam boyunca cinsel dürtünün doyurulma biçimini temel alır.Hatırlayacağınız gibi,Freud cinsel dürtüyü sadece cinsel etkinlik isteği olarak değil,her türlü zevk içeren duyumları arama olarak tanımlar.Freud cinsel dürtünün yarattığı enerjiye libido adını verir.Bebekler olgunlaştıkça,libido vücudun farklı duyarlılık bölgelerinde yoğunlaşır.İlk 18 aylık dönemde bebeğin baskın zevk alma yeri ağzıdır.Bu bölge daha sonra anüse kayar; 3 yaş civarında ise genital bölgede yoğunlaşır.Freud'a göre,çocukların bu dönemde yaşadıkları yetişkinlikte de sürecek eğilimler olarak kişiliğini etkiler.Eğer çocuk belli bir dönemi temsil eden vücut bölgesindeki zevkten mahrum edilirse (ya da aşırı doyum sağlarlarsa), cinsel enerjinin bir kısmı o bölgede kalır.Kişinin cinsel enerjisinin bölgeden bölgeye kayarak normal bir gelişim göstermesi yerine,belli bir bölgede kalmasına saplanma denmektedir.Freud'a göre herhangi bir gelişim basamağında kalmak, cinselliğin tam gelişmesine ve belli kişilik özelliklerine yol açar.

Oral dönemde(doğum-18 ay arası) bebekler bütün gereksinimlerinin karşılanabilmesi için tamamen başka insanlara bağımlıdırlar ve cinsel dürtülerini emme yoluyla tatmin ederler.

Davranışı bireyin içindeki psikolojik dinamiklerin bir sonucu olarak kabul eder. Bu dinamikler genellikle bilinçdışı süreçlerdir.   

Sigmund Freud
Psikanalizin kurucusu olan Freud'a göre kişiliğimizin temeli bilinçdışı dinamiklerde yatar.  Bu dinamikler normalde farkında olmadığımız duygu, düşünce ve fikirlerden oluşmuştur. Freud, insanın davranışını belirleyen birincil bilinç dışı dürtüler olarak cinsellik ve saldırganlığı belirtmektedir. Bu iç güdüler idi harekete geçirmektedir. İd, Freud'un belirlediği üç kişilik tipinin ilkidir. Doğuştan var olan id, haz ilkesine göre yani acıdan kaçınıp haz arama ilkesine göre çalışmaktadır.
İdin gerçek dünya ile bağlantısı olmadığından iç güdüleri doyurmanın iki yolu vardır: Bunlardan ilki hoş olmayan durumları doğrudan ortadan kaldıran tepkisel davranışlardır. İkinci yol ise rahatsız edici durumlardan kurtulmak için insanın arzu gerçekleştirme yoluyla istediği şeyi zihninde canlandırmasıdır. Ego, idin gerçekle olan bağlantısını oluşturur akıl yürütmenin ve düşünmenin tümünü kontrol eder.Ego gerçeklik ilkesine göre çalışır, akıl yürütme yoluyla ego, idin isteklerini doyurmayı gerçek dünyada daha güvenli ve etkili bir yol buluncaya kadar erteler. Sadece id ve egodan oluşan bir kişilik çok bencil olup, sosyal yaşamda var olamaz. Freud'un ileri sürdüğü üçüncü kişilik yapısı olan süperego, kişinin ahlak bekçisi ya da vicdanı olarak işler ve kişinin toplum içinde var olmasını kolaylaştırır. Aynı zamanda egonun davranışlarını bir ideal olarak karşılaştırmasını sağlar. Freud, kaynağı cinsel dürtü olan enerjiyi libido olarak adlandırmaktadır. Çocuklar büyüdükçe libido vücudun belli bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Saplanma çocuğun oral, anal, fallik, gizil ve genital cinsel gelişim dönemlerinden herhangi birinde, bedenin o döneme özgü bölgesinden aşırı zevk alması ya da hiç zevk almaması ve cinsel enerjinin o bölgede kalması anlamına gelmektedir. Fallik dönemde ortaya çıkan karşı cinsten olan anababaya aşırı bağlanma ve aynı cinsten olan anababayı kıskanma ise kızlarda Elektra, erkeklerde Oedipus kompleksi olarak adlandırılmaktadır. Fallik dönem sonunda çocuk, cinsel davranışa ilgisini kaybettiği gizil döneme girer. Son olarak da birey olgun cinselliği temsil eden genital döneme girer.



Alfred Adler

Adler insanların doğuştan olumlu olduklarına ve sosyal ve kişisel olarak daima daha mükemmele ulaşmak için çabaladıklarına inanır. Önce kuramındaki kişilerin kendi kişisel zayıflıklarını ödünlemek için çalıştıklarını ileri sürmüş, daha sonra ise aşağılık duygularının önemini vurgulamıştır. Kişiler yaşadıkların yetersizlik duygularıyla tamamen hareket edemez hale geldikleri zaman aşağılık kompleksi yaşadıkları söylenebilir.
Daha da sonra Adler, kişinin hem kendi özel yaşamında hemde toplumda üstünlük ve mükemmellik için çabalamasının kişilik gelişiminde çok önemli bir rol oynadığı sonucuna varmıştır. Bu kişisel ve sosyal mükemmellik için çabalama süreci içinde kişi yaşam tarzı hailen gelecek olan bir dizi anlam ve inançlar bütünü oluşturmaktadır.



Carl Jung

Freud, idi, uyarılmalarla dolu bir kazan gibi görmesine karşılık Carl Jung bilinçdışı egonun güç kaynağı olarak görmektedir. Bilinçdışı, kişisel ve ortak bilinçdışı olarak ikiye ayrılır. Kişisel bilinçdışı kişinin gelişmemiş fikirlerini, bastırılmış düşünce ve yaşantılarını içerir. Ortak bilinç dışı ise, bir kuşaktan bir kuşağa aktarılmış davranış örüntüleri ve anıları kapsar. Yüzyıllar boyunca insan düşüncesi arketip adı verilen belirli düşünce biçimleri geliştirmiştir. Bu arketipler zihinsel imgeleri veya temsili mitolojik biçimleri oluşturur. Jung'un tanımladığı pek çok arketipten biri olan persona kişiliğin şekillenmesinde önemli rol oynar. Persona kişiliğimizin diğer insanlar tarafından görülen kısmı, diğer insanların karşısında taktığımız maskedir. Diğer önemli iki arketip ise anima ve animustur. Anima erkekteki kadınsı özelliklerin, animusta kadındaki erkeksi özelliklerin ifadesidir. Ayrıca Jung'a göre insanlar dış dünya ile bağlantı kurarken dışa dönükler ve içe dönükler diye ayırır. Dışa dönükler diğer insanlar ile içe dönüklerde kendileri ile ilgilenir.



Karen Horney

Horney'e göre kişinin algılanan veya gerçek tehditlere tepkisi olan kaygı, cinsel dürtü veya libidodan daha güçlü bir güdüdür. Kişilerin duygusal sorunlarıyla başa çıkmak için kullandıkları yolar veya nevrotik eğilimler vardır. Bu eğilimler, boyun eğici, saldırgan ve kopuk kişilik tipleri olarak ortaya çıkar. Kadın ve erkek özelliklerinin biyolojik kökenli olduğu iddialarını da sorgulayan Horney kadınları erkeklerden ayıran kişilik özelliklerinin kültür tarafından belirlendiğini öne sürmüştür.



Erik Erikson

Erikson'a göre anababa-çocuk ilişkisi kişilik gelişimini etkilemektedir. Bu etkileşimin niteliğine göre, çocuk kendini ya yeterli ve değerli bir kişilik olarak görür ve sağlam bir kişilik duygusu geliştirir ya da kendini yetersiz ve değersiz olarak görüp sağlam bir kişilik yapısı geliştiremez. Erikson kuramında kişilik gelişiminin yaşam boyu sürdüğüne inanmaktadır. Kuramında bu gelişimi sekiz basamak olarak belirtmekte ve her basamaktaki başarının bir önceki basamaktaki uyum ve gelişimin tamamlanmasına bağlı olduğunu ileri sürmektedir. Bu sekiz gelişim basamağını, temel güvene karşı güvensizlik, özerkliğe karşı utanç ve kuşku, girişimciliğe karşı suçluluk, çalışma ve başarılı olmaya karşılık aşağılık duygusu, kimlik karmaşası, yakınlaşmaya karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı durgunluk ve benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk olarak adlandırmaktadır. Erikson'un kuramının çok az bir kısmının araştırma yolu ile doğrulanmış olmasına karşılık, bazı araştırmacılar, yakın ilişkilerin kurulması için olumlu bir benlik duygusunun önemli olduğuna işaret etmektedirler.

Erikson’a Göre Psiko-Sosyal Gelişim Evreleri

0-1 Yaş Temel Güvene Karşı Güvensizlik

Bu dönem sıfır-bir yaşı kapsar. Bebekler, çevrelerindeki dünyaya güvenebilecekleri yada güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler. Bir yaşına kadar çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması, büyük ölçüde anneye bağlıdır. Annenin çocuğun ihtiyaçlarını giderirken onu sevmesi, okşaması, sıcaklığını hissettirmesi, ilgilenmesi, çocukta güven duygusunun temellerini oluşturmaktadır. Annesinin kendisini sevdiğinden emin olan çocuk, annesine, çevresindeki dünyaya güvenir, kendini sevilmeye değer bulur. Anne tarafından reddedilen, soğuk davranılan, ihtiyaçları yerinde ve zamanında karşılanmayan çocuk, kendisine ve çevresindeki dünyaya karşı güvensiz olur. Bu güvensizlik, ileride olumlu bir şekilde çözümleninceye kadar, tüm gelişim dönemleri boyunca devam eder.

2-3 Yaş Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç

Bu dönem on ikinci aydan itibaren üç yaşına kadar sürer. Genellikle çocuklar bu dönemde yürürler, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşurlar. Çocuklar kendi çevrelerini kontrol etmek, güçlerini göstermek isterler. Yapabilecekleri ve yapamayacakları konusunda ana baba ve çevrelerindeki kişileri test ederler. Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuklar için, bu dönemde esnek ve çevresini özgürce keşfedebileceği ortamlar sağlanmalıdır. Çocuğun kendi kendine yemek yemesi, eşyalarını toplaması, giyinmesi, soyunması, giysilerini seçmesi, karşılaştığı bazı problemleri çözmesi desteklenmelidir. Bu yönde desteklenen çocukların bağımsızlık duygularının temelleri atılmış olur. Buna karşılık sürekli olarak sınırlandırılan, aşırı derecede korunan, çok sıkı kontrol edilen çocuklarda kendi yeteneklerinden şüphelenme, kendinden utanma duyguları oluşabilir.

3-6 Yaş Girişimciliğe Karşı Suçluluk

Bu dönem üç yaşından altı yaşına kadar sürer. Çocuğun motor ve dil gelişimi düzeyi, onun çevresini daha fazla araştırmasına, daha fazla girişken olmasına olanak verir. Çocukta hareketliliğin artmasıyla, problem oluşturan davranışları da artar. Çocukta girişkenlik duygusunun gelişebilmesi için, değişik yaşantılarla çocuğun kendisini keşfetmesine imkân sağlanmalıdır. Çok sık azarlanan ve engellenen çocukta suçluluk duygusu gelişmektedir. Girişkenliği cezalandırılan çocuk, gerek bu dönemde gerekse yaşamın gelecek dönemlerinde yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp suçluluk duyabilir. Çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler konusunda bir denge kurularak girişkenlikleri desteklenmelidir. Çocukların çabaları desteklendiğinde, çalışma ve başarılı olma davranışları gelişir. Aksi takdirde sürekli olarak yaptıkları eleştirilen, desteklenmeyen, beğenilmeyen çocuklar, yaptıklarının değersizliğine inanarak aşağılık duygusu geliştirilebilir.

7- 11 Yaş Çalışma ve Başarılı Olmaya Karşı Aşağılık Duygusu

Çocuk bu dönemde tek başına bir şey yapamayacağını sezerek başkalarıyla işbirliği kurmaktan ve birlikte çalışmaktan haz almaya başlamıştır. Çocuk, artık ortaya çıkardığı ürünlerle başkaları tarafından tanınmak ister. Başarılarından gurur duyma ve zevk alma duygusu gelişmiştir. Bu dönemin tehlikesi çocukta aşağılık duygusu ve yetersizliğin gelişmesidir.

12- 18 Yaş Ergenlik Dönemi Kimliğe Karşı Kimlik Bocalaması

Bu dönem 12- 18 yaşları kapsar.”Ben kimim?” sorusu çok önemli bir hale gelir. Ergen ana- babasından çok, akran gruplarından etkilenir. Öğretmen ve ana- babalar, ergene yetişkin gibi davranmalı; onunla sevgi ve saygı temeline dayalı bir dostluk kurmalıdır. Erikson’a göre bu dönemde ergen, başarılı bir şekilde kimlik çözerse, kendisine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir ve başarılı olur. Aksi takdirde yaşamın gelecek dönemlerinde de bu kriz çözümleninceye kadar sürecektir. Örneğin; ne yapmak istediğine karar veremeyen, bir işten diğerine atlayıp bocalayan, çocuk gibi davranan yetişkinler, henüz kimlik kazanma krizini çözümleyememiş kişilerdir.

İlk Yetişkinlik Dönemi Yakınlığa Karşı Uzaklık

Bu dönem, 18- 26 yaşı kapsar. Ergenlik döneminde kimliğine kavuşan kişi , artık kimliğini kaybetme korkusuna kapılmaksızın başkalarıyla dostluklar kurabilir, karşı cinsten ilişkilerde arkadaşlık ve sevgi ağırlık taşır. Bu dönemi sağlıklı atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur. Başkalarıyla dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç psikolojik bir yalnızlığa sürüklenebilir.

Yetişkinlik Dönemi Üreticiliğe Karşı Durgunluk

Bu dönem, orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Daha önceki dönemlerini başarılı olarak atlatmışsa; birey üretken, verimli ve yaratıcıdır. Bunlardan yoksun olan bireyler, bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilirler. Çevreye kayıtsız kalıp mutsuz olabilirler.

Olgunluk Dönem Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk

Bu dönem ileri yetişkinlikteki yaşları kapsar. Birey bu dönemde ya önceki yedi evrenin birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş, güvenli, mutlu, topluma etkin uyum sağlayabilen, aranan, sevilen ve sayılan kimsedir. Ya da umutsuz, uyumsuz, hırçın, aksi bir insan görünümündedir.

Nesen Kuramı
Winnicott, Melanie Klein ve Fairbarn'ın çalışmalarıyla başlayan nesne ilişkileri kuramına göre önemli olan,  çocukların birincil nesne ya da onlara temel bakım sağlayan kişiyle olan ilişkilerinden geribildirim almalarıdır. Bu geribildirim çocuğun kişiliğinin oluşmasında temel bir rol oynamaktadır.



Carl Rogers

Rogers, insanların kişiliklerini hep olumlu hedefler doğrultusunda geliştirdiklerini önse sürmektedir. Her canlı doğuştan bir potansiyel getirir ve bütün canlılar olabileceklerinin en iyisi olmak için uğraşırlar.Bu en iyiye ulaşmak için var olan biyolojik dürtüye gerçekleştirme eğilimi adı verilir.  Biyolojik olarak potansiyelimizin en iyisine ulaşmanın yanı sıra bilinçli olarak da kişiliğimizi en üst düzeyde gerçekleştirmeye çalışırız; Rogers buna kendini gerçekleştirme eğilimi adı vermektedir. Tüm yönleri ile işlevsel bir insan doğuştan getirdikleri ile benlik kavramı birbiriyle uyuşan insanlardır. Bu tür insanlar genellikle koşulsuz olumlu kabul ile yetiştirilmiş, davranış, tutum ve duyguları ne olursa olsun diğer insanlar tarafından değer verilmiş kişilerdir.  Koşullu olumlu kabul görerek yetiştirilen, anababa ve diğer insanlar tarafından sadece kişiliklerinin bazı yönleriyle kabul edilip değer verilen kişiler tam işlevsel olamayan bir yaşam sürerler.

AYIRICI ÖZELLİK KURAMI
Bu kuramlar sadece birkaç kişilik tipi olduğunu kabul etmezler. Onun yerine her kişinin davranışlarından çıkabilecek temel kişilik özelliklerinin özel bir birleşiminden oluşan, bir benzeri olmayan, özgün ve farklı bir kişilik yapısı olduğunda ısrar ederler.

Psikologlar farklı kişilik özelliklerinin sayısı konusunda anlaşamazlar. Gordon Allport kişilik özelliklerini tanımlayan birkaç bin sözcük belirlemiş ve bu özellikleri belirli bir hiyerarşik düzen içinde sunmuştur. Faktör analizi denilen yöntemi geliştiren Rymond Cattel ise 16 temel kişilik özelliği belirtmiştir.

 

 

  anasayfa












 
Eylül 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.