2
1

2
1


2
ÇOCUK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ SORUNLARI
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1

2
1


2
1

2

BEYOĞLU BELEDİYESİ İLE BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRDİĞİMİZ MUTLU AİLELER MUTLU ÇOCUKLAR SEMİNERLERİMİZİ TAMAMLADIK.
1

2
1


ŞİZOFRENİ

Şizofreni nedir?
Şizofreni, basitleştirerek söylersek insanın düşünce, duygu ve davranışları, kendisinin ve çevresindekilerin yaşantısını önemli ölçüde etkileyen birtakım değişikliklere sebep olan bir rahatsızlık. Bu değişiklikler geçici yada kalıcı olabilir.

Şizofreni kelimesi ne anlama gelir?
Şizofreni kelime olarak zihin bölünmesi anlamına gelmekle birlikte bu, 1900'lü yılların başlarında eski bir deyimdir. Günümüzde şizofreni kelimesi zihin bölünmesi ya da kişilik yarılması anlamında kullanılmaktır. Yine eski dönemlerde şizofreniyi erken bunama demişse de bu tanımla da bugün terk edilmiştir.

Sebebi Nedir?
Sebebi kesin olarak bilinmemekle birlikte kalıtımın, biyokimyasal, ruhsal, toplumsal, çevresel etmenlerin şizofreninin ortaya çıkışında rolü olduğu bilinmektedir. Şizofreninin, biyolojik yatkınlığı olan bir insanda, bir dış etmenin gerilim oluşturan etkisiyle ortaya çıktığı söylenmektedir.

Daha çok ne zaman ortaya çıkıyor?
Şizofreni 15-35 yaşları arasında ortaya çıkar. Toplumda ortalama yüz kişiden birinde görülür. 40 yaşından sonra ise nadiren rastlanmaktadır.

Doğuştan mı gelir? Irsi midir?
Şizofrenide kalıtımın rolü vardır. Babada yada annede şizofreni varsa çocukta olma oranı %10-12 dir, yani onda bir ihtimal. Eğer uzak akrabalarda şizofreni varsa çocukta şizofreni görülme oranı yirmi de bir ihtimale kadar düşer.

Evde çok dayak yiyen şizofreni olur mu?
Hayır. Evde kötü muameleye uğramak tek başına şizofren nedeni sayılmaktadır.

Çok okumaktan ya da çok çalışmaktan olur mu?
Hayır.

"Kara sevdaya düştü de hastalandı" derler.
Çok sevmek, eza cefa çekmek şizofrenin nedeni değildir, ama ortaya çıkmasında diğer etmenlerle birlikte rol oynayabilir.

Şizofreni olunca akıl gidiyor mu?
Hayır.

Şizofreniyi nasıl fark ederiz?
Şizofreni kendisini insanın dış görünümünde, konuşmasında, duygularını ifade etmesinde, davranışlarında ve düşüncelerinde yaptığı değişiklikler ve bunların toplumsal yansımalarıyla belli eder.

Şizofrenisi olan bir insanın dış görünümünde ne gibi değişiklikler olur?
Giyim kuşama özen, kendine bakım azalabilir ve alışagelmişin dışında giyim görülebilir. Bazılarında yüz ifadesi donuklaşır. Bazı kimselerin ise dış görünümünde rahatsızlık öncesi ve sonrasında herhangi bir farklılık olmayabilir.

Duygular da değişir mi?
Mimikler ve jestlerde azalma, çevrede olup bitenlere karşı ilgisizlik görülebilir. Ancak bu durum o insanın duyguları olmadığı anlamına gelmez. Burada söz konusu olan duyguların dışa vurumun da sorun olmasıdır.
Yüz ifadesinde herhangi bir donukluk olmaksızın bazı kimselerin duygusal çökkünlük, bunaltı, endişe, kaygı ya da öfke içinde odluları gözlenebilir.

Nasıl konuşulur?
Şizofreni aramızda insanların, eşimizin, çocuğumuzun, akrabalarımızın yaşayabileceği bir rahatsızlıktır. Bu nedenle şizofrenisi olan insanları bizden tamamen farklı bir tür olarak görmememiz gerekir.
Şizofreni için yüzde yüz tipik olan bir belirti yoktur.
Konuşma da bunlardan biridir. Bazen konuşmada bir dağınıklık görülmez, konuşma anlaşılır bir çerçevededir ve muğlaktır, yer yer kopmalar içerir, kendine özgü anlamı olan sözcükler arasında anlam bütünlüğü kurulamayabilir.

Davranışlarda ne gibi değişiklikler olur?
Yalnız yaşamaya, toplumsal yaşantıda elini eteğini çekmeye doğru bir eğilim ortaya çıkabileceği gibi tam tersine yakınlarına bağımlılıkta artmada görülebilir. Toplumsal normlar çevresinde dışardan ilk bakışta amaçsız ve anlamsız gibi görünen davranışlar bulunabilir. Yerinden hiç hareket etmeme, devamlı bir noktaya bakarak hiç konuşmama ya da işbirliği kurma talepleri sürekli olarak karşılıksız bırakma görülebilir. Özellikle rahatsızlığın alevlendiği dönemlerde banyo yapmak, traş olmak, makyaj yapmak gibi günlük alışkanlıklarda değişme gözlenebilir.

Şizofrenisi olna bir insanın düşüncesi nasıldır?
Bazıları başkalarından zarar görecekleri endişesi içinde takip edildiklerini, öldürüleceklerini, insanların kötü maksatlarla kendileriyle uğraştıklarını düşünebilirler. Bu nedenle dışarı çıkmaktan korkabilir eve kapanabilirler, zehirleneceklerini düşünerek yemek yemeyi, ilaç içmeyi reddedebilir.
Bir kısmı kendileriyle ilgili yayın yapıldığı düşüncesiyle televizyondan, gazetelerden rahatsız olabilirler ya da düşüncelerinin çalındığını, okunduğunu idea edebilirler. Kimileri ise kendi bedenleri ile dış dünya arasındaki sınırın silindiğini, bedensiz olduklarını, var olmadıklarını ya da ellerinin, yüzlerinin ve vücutlarının diğer bölümlerinin değiştiğini ve onların kendilerine ait olmadığı düşünebilirler. Bazı olağanüstü yetenekleri olduğu söyleyebilirler.
Emreden, hakaret eden, hareketlerini yorumlayarak yönlendiren hayali sesler duyduklarını ya da kendi düşüncelerinin dışarıdakiler tarafından duyulduğunu iddia edebilirler. Bu seslere yanıt vererek karşılarında biri varmışçasına kendi kendileriyle konuşabilirler.
Uyanıkken gözlerinin önüne çeşitli görüntüler geldiğini ifade edebilirler. Şizofrenisi olan insanların kimi zaman bütün bunlardan şikayetçi olduklarını kimi zaman da bunları gerçekmiş gibi yaşadıkları ve ona davrandıkları görülür.

Bu belirtiler şizofrenide her zaman bulunur mu?
Hayır. Bu belirtiler sıklıkla alevlenme dönemlerinde görülür.

Belirtilerin bir iki tanesi bir insana şizofreni demeye yeter mi?
Hayır. Gazetede okuduğumuz, televizyonda gördüğümüz sağlıkla ilgili haberlerden hemen sonra aynı soruları bizim de yaşadığımız kanısına kapılıp telaşlanabiliriz.
Şizofrenide belirtilerin nitelikleri ve süreleri, toplumsal yaşantıda yol açtıkları değişiklikleri çok önemlidir. Adlandırmayı şizofreni üzerinde uzun yıllar kuramsal ve pratik eğitimden geçerek sorumluluk almış insanların yapması gerekir.

Şizofreni nasıl tedavi  edilir?
İlk aşama i hekim danışmanlığında uzun süre düzenli olarak sürdürülmesi gereken ilaç tedavisidir.

İlaç hemen etki eder mi?
İlaçların düzenli kullanımında beklenen etkiyi sağlaması için iki-üç haftalık bir süreye ihtiyaç vardır.

İlaçla tedavide amaç nedir?
İlaçla tedavi, rahatsızlığı çoğu zaman tamamen iyileştirmemekle birlikte, şizofreni belirtilerini yatıştırmakta, kontrol altına tutmakta, kişiyi çevresindekilerle ilişkilerinde daha iyi bir konuma getirmekte, nükslere bağlı sık hastane yatışlarının önüne geçerek kişinin evinden, alıştığı ortamdan uzak kalması önlenmektedir.

İlaçlar her gün alınmak zorunda mı?
Şizofreninin ilaçla tedavisi her gün düzenli olarak ağızdan alınacak ilaçlarla yapılabileceği gibi iki-dört haftada bir kalçaya yapılan iğnelerle de benzeri bir etki sağlanabilir.

Yan etkileri nelerdir?
En sık rastlanan yan etkileri: Gözlerinin yukarı kayması; belde-boyunda kasılma; ağızda tükrük salgısının artması; halk arasında 'Robot gibi oldu.' Diye tanımlanan yüz ifadesinde donukluk ve hareketlerde yavaşlama hali; huzursuzluk içinde yerinde duramama ve sürekli hareket etme isteği; elde ayakta titremeler; güneş ışığına aşırı duyarlılık; görme bulanıklığı gibi belirtilerdir. İlaç kullanmaya başlamadan evvel ilacın yan etkileri hakkında hekimden bilgi istemek her insanın doğal hakkıdır.

Şizofrenide kullanılan ilaçlar bağımlılık yapan, uyuşturucu ilaçlar mıdır?
Bu ilaçlar uyuşturucu değildir, bağımlılık yapmazlar. Sık sık dile getirilen ilaçlar uyuşturuyor' düşüncesi bu ilaçların uyuşturucu olduğu anlamında değil, ilaç alanların, ilacın etkisine bağlı olarak yaşadıkları duyguları sıklıkla 'uyuşukluk' olarak tanımlamalarıyla ilgilidir. Biperiden (Akineton) ise şizofreninin tedavisinde değil, şizofreni ilaçlarının yan etkilerini gidermek için kullanılmaktadır. Tedavide kullanılmaya başlayan yan etkileri düşük ilaçlarla birlikte artık Akineton gibi kötüye kullanıma açık ilaçlar gereksinim gidererek azalmaktadır.

Şizofrenide ilaç tedavisi tek çare midir?
Hayır. Şizofreni rahatsızlığının tedavisinde ilaç tedavisi mutlaka gerekir, ama yanı sıra diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasında yarar vardır.

Diğer tedavi yöntemleri nelerdir?
Şizofrenisi olan insanların ve ailelerinin ayrı ayrı bir araya gelebileceği grup tedavileri, çeşitli davranışçı tedavi yöntemleri, destekleyici yöndeki tedavi yaklaşımları, ailelere yönelik bilgilendirme toplantıları da en az ilaç tedavisi kadar önemlidir.

Şizofreni teşhisi konmuş bir insan evlenebilir mi, evlendirilirse iyileşir mi?
Şizofrenisi olan bir insanın aktif rahatsızlık dönemi dışındayken evlenmesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Evliliğin şizofreniyi iyileştireceği düşüncesi ise toplumda sık rastlanan yanlış bir düşüncedir.

Hocalara okutmak, kurşun döktürmek iyileştirir mi?
Herkesin inançları doğrultusunda derdine çare araması doğaldır. Ancak şizofreni, üzerinde hekimlerin yıllardır uğraş verdiği, tıbbi tedavi imkanları hızla çoğalan bir hastalık olup çareyi hocalarda aramak sadece zaman kaybına yol açar.

Peki şizofreninin gidişatı nasıldır?
Şizofreni rahatsızlığının belirtileri insandan insana değişir gibi aynı insanda zaman içinde de farklılık gösterir. Şizofreninin üçte ikisinde rahatsızlık, kısa süreli alevlenmelerle düzelme dönemleri arasındaki tekrarlar halinde görülmektedir. Günümüzde rahatsızlığın gidişatında olumlu bir değişiklik olduğu gözlenmektedir.

Bu ne anlama gelir?
Eskiden şizofrenisi olan insanlar uzun yıllar boyunca hastanelerin kapalı ortamlarında tutulmaktaydı. Bugün ise rahatsızlığın evlendiği dönemlerdeki kısa süreli yatışlar haricinde artık çoğunlukla ayakta tedavi uygulaması geçerlilik kazanmıştır.

Şizofreni tamamen iyileşir mi?
Şizofreni tanısıyla tedavi olan insanların beşte birinde zaman içinde belirtilerin tamamen ortadan kaybolduğu saptanmıştır. Ancak bu düzelme rahatsızlık öncesi işlevsellik düzeyine, yani en başa dönmeyi çoğu zaman sağlamamaktadır.

Toplumsal yaşama nasıl yansır?
Şizofreni toplumdan uzaklaşmaya, yalnız başına bir yaşama yol açabileceği gibi bazıları rahatsızlıklarına rağmen toplumsal ilişkilerini bir ölçüde koruyabilir, mesleklerini sürdürebilirler. Rahatsızlık olan insanların yakınları utanç ya da suçluluk duyguları yaşanabilir. Rahatsızlığın oluşumunda kendilerinin geçmişte yapmış olduklarını düşündükleri yanlışlıkların payı olduğunu düşünebilirler ya da rahatsızlığın çevrelerinde yarattığı etkilere bağlı olarak utanç duygularına kapılabilirler. Aile şizofreniye kendisinin neden olduğuna inanırsa, şizofrenisi olan ferdini gizlemeye, komşularından, yakın çevresinden saklamaya çalışır. Rahatsızlığı yaşayan insanların bunu hissettiği noktada ailelerine karşı öfke duymaları ve giderek daha fazla içlerine kapanmaları söz konusudur.

Peki ne yapmak gerekir?
Şizofreninin bir suç ya da ceza değil biyolojik yönleri ağır basan rahatsızlık olduğunun ve kişinin yeteneklerinde kısmi kısıtlamalarına yol açabileceğinin öncelikle kabul edilmesi gerekir. Bu da şizofrenisi olan insan üzerindeki beklenti yükünün, aile baskısının azalmasında olumlu rol oynar.

Ailenin tavrı nasıl olmalıdır?
Açık ve net bir ilişki kurmak gereklidir. Genelde şizofrenisi olan insanlarla en iyi geçinenlerin  onlara en doğal davrananlar olduğu bilinmektedir. Aynı anda birden fazla istekte bulunmadan, düşüncelerini değiştirmek için onları sürekli ikna etmeye çalışmadan, ailecek topğluca yapılan yemek yeme, misafir ağırlama, televizyon izleme gibi faaliyetlere sürekli olarak katılmaya zorlamadan, yalnız kalma ya da odalarına çekilme isteklerine duygusal mesafelerine saygı duyarak davranmak gereklidir.

Ailenin davranışları tedaviyi etkiler mi?
Evet. Kesinlikle. Aile ortamında her yaptıklarına karışılan, sürekli öfke dolu davranışlara, eleştirilere maruz bırakılan insanların ilaçlarını düzenli olarak kullansalar bile sık sık yeniden rahatsızlandıkları görülmektedir. Bu nedenle tedavide ailenin bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Şizofrenik kişi kendisine ve çevresine güvenini ağır derecede yitirmiştir. Ona göre insan ilişkileri; düş kırıklıkları, aldatılmalar, oyuna getirmeler, özerkliğin yitimi, yenilip yutulmalar gibi kavramlarla doludur. Bu nedenle insan ilişkilerinden korkar ve kaçar, kendine özgü dünyasına kapanır. Ama bir yandan da insan ilişkilerine ihtiyacı vardır. Bu gereksinimi bazen çok yoğundur. Bu ''gereksinim-korku'' ikilemi içinde hasta kişiler arası ilişkilerini düzenleyemez, geliştiremez. İlişki kurmak istedikçe korkuları artar, korkuları arttıkça ilişki kurmak güçleşir. Böylesine bocalama içinde olan bir hastanın güvenilir sürekliliği olan bir kişiye ya da kişilere dayanması zorunludur. Bu nedenle şizofrenide psikoterapinin ve psikoterapötik ilişkinin önemi son derece büyüktür. Ne tür psikoterapötik yaklaşım olursa olsun, güven sağlayıcı, sürekli bir ilişki gerekmektedir.  Hastaya karşı dürüst, açık sözlü, ilgili, onu anlamaya çalışan, kısa sürede sonuç alınamayınca hastayı bırakmayan, reddetmeyen, direşken bir terapist başarılı olabilir. Böyle bir terapist, şizofreniğin dünyasının da bir anlamı olabileceğine inanır. Hastasına ne aşırı sevgi duygularıyla analık, babalık ve kardeşlik oyunu oynar ne de uzak ve soğuk kalır.

İyi bir psikoterapist belli psikoterapi ekollerine dogmatik biçimde bağlı kalmaz. Şizofreni psikoterapisinde psikoanalitik ve varoluşçu yönelimli psikoterapiler en önemli katkıları yapmışlardır.  Fakat bunların klasik kuram ve kurallarının katı biçimde uygulanması ilişkinin kısa zamanda kopmasına, beklide bir takım zararların ortaya çıkmasına neden olabilir. Psikoanaliz psikoterapiye dinamik kavramları getirmiştir. Ancak, serbest çağrışıma, düşlerin yorumlanmasına, aktarım ve direncin çözümlenmesine dayanan, hastayı uyaran, yoksunluğunda bırakan klasik psikanaliz şizofreniklerde uygulanmamaktadır.  Böyle bir yaklaşımı savunanlar bile, genellikle klasik psikanalizin hastanın daha fazla çözülmesine, dağılmasına yol açabileceği görüşü yaygındır. Bunun gibi, şizofrenide psikoanaliz de sakıncalıdır. Bu yollarda hastanın benliğinin daha dağılmasına parçalanmasına neden olabilir.  Salt davranışçı yöntemlerinde şizofreniklerde yararlı olduğu sanılmamaktadır.

Şizofrenide hastanın bireysel durumuna göre ayarlanmış psikoanalitik yönelimli ama gerektiğinde davranışçı yöntemleri de kullanabilen destekleyici, rehberlik yapıcı ve açıklayıcı, gerektiğinde iç görü kazandırıcı ve her şeyden çok uzun süreli ilişkinin oluşmasını sağlayan bir psikoterapi süreci düşünülmelidir.

Şizofreniklerden bir kısmı hastalığı kabul etmezler ve hekime ve hastaneye gitmeye büyük direnç gösterirler. Böyle durumlarda aile bireyleri ne yapacaklarını şaşırırlar ve bir çaresizlik içinde hekimi sıkıştırırlar. Tedaviyi kabul etmeyen kronik şizofrenik hasta bütün bir aileyi perişan edebilir. Denebilir ki bir aile için en büyük acı ve yıkım böyle bir hastaya sahip olmaktır. Bu nedenle hekimin aileyi de ele alması, onlarla görüşmesi ve onlara destek olması; hastanın regresif yönlerini destekliyorsa bu tutumlarını değiştirmelerine yardımcı olması için gerekli açıklamaları ve uyarıları yapması, aileyi dinlemesi doğrudur.  Şizofreniklerin aileleri ile verimli ilişki ve işbirliği kurmak kolay olmayabilir. Hasta ile iletişim güçlüğüne benzer sorunlar aile bireyleri ile de olabilir. Bu sorunlar aile içinde güç bir hastanın bulunmasına bağlı olduğu gibi, hastalığın bu sorunlardan kaynaklanması da olasıdır. Bütün bu nedenlerle aileye psikoterapötik ve eğitici yaklaşım zorunludur.

 

ŞİZOFRENİDE PSİKOTERAPİ

Şizofrenik kişi kendisine ve çevresine güvenini ağır derecede yitirmiştir. Ona göre insan ilişkileri; düş kırıklıkları, aldatılmalar, oyuna getirmeler, özerkliğin yitimi, yenilip yutulmalar gibi kavramlarla doludur. Bu nedenle insan ilişkilerinden korkar ve kaçar, kendine özgü dünyasına kapanır. Ama bir yandan da insan ilişkilerine ihtiyacı vardır. Bu gereksinimi bazen çok yoğundur. Bu ''gereksinim-korku'' ikilemi içinde hasta kişiler arası ilişkilerini düzenleyemez, geliştiremez. İlişki kurmak istedikçe korkuları artar, korkuları arttıkça ilişki kurmak güçleşir. Böylesine bocalama içinde olan bir hastanın güvenilir sürekliliği olan bir kişiye ya da kişilere dayanması zorunludur. Bu nedenle şizofrenide psikoterapinin ve psikoterapötik ilişkinin önemi son derece büyüktür. Ne tür psikoterapötik yaklaşım olursa olsun, güven sağlayıcı, sürekli bir ilişki gerekmektedir.  Hastaya karşı dürüst, açık sözlü, ilgili, onu anlamaya çalışan, kısa sürede sonuç alınamayınca hastayı bırakmayan, reddetmeyen, direşken bir terapist başarılı olabilir. Böyle bir terapist, şizofreniğin dünyasının da bir anlamı olabileceğine inanır. Hastasına ne aşırı sevgi duygularıyla analık, babalık ve kardeşlik oyunu oynar ne de uzak ve soğuk kalır.

İyi bir psikoterapist belli psikoterapi ekollerine dogmatik biçimde bağlı kalmaz. Şizofreni psikoterapisinde psikoanalitik ve varoluşçu yönelimli psikoterapiler en önemli katkıları yapmışlardır.  Fakat bunların klasik kuram ve kurallarının katı biçimde uygulanması ilişkinin kısa zamanda kopmasına, beklide bir takım zararların ortaya çıkmasına neden olabilir. Psikoanaliz psikoterapiye dinamik kavramları getirmiştir. Ancak, serbest çağrışıma, düşlerin yorumlanmasına, aktarım ve direncin çözümlenmesine dayanan, hastayı uyaran, yoksunluğunda bırakan klasik psikanaliz şizofreniklerde uygulanmamaktadır.  Böyle bir yaklaşımı savunanlar bile, genellikle klasik psikanalizin hastanın daha fazla çözülmesine, dağılmasına yol açabileceği görüşü yaygındır. Bunun gibi, şizofrenide psikoanaliz de sakıncalıdır. Bu yollarda hastanın benliğinin daha dağılmasına parçalanmasına neden olabilir.  Salt davranışçı yöntemlerinde şizofreniklerde yararlı olduğu sanılmamaktadır.

Şizofrenide hastanın bireysel durumuna göre ayarlanmış psikoanalitik yönelimli ama gerektiğinde davranışçı yöntemleri de kullanabilen destekleyici, rehberlik yapıcı ve açıklayıcı, gerektiğinde iç görü kazandırıcı ve her şeyden çok uzun süreli ilişkinin oluşmasını sağlayan bir psikoterapi süreci düşünülmelidir.

Şizofreniklerden bir kısmı hastalığı kabul etmezler ve hekime ve hastaneye gitmeye büyük direnç gösterirler. Böyle durumlarda aile bireyleri ne yapacaklarını şaşırırlar ve bir çaresizlik içinde hekimi sıkıştırırlar. Tedaviyi kabul etmeyen kronik şizofrenik hasta bütün bir aileyi perişan edebilir. Denebilir ki bir aile için en büyük acı ve yıkım böyle bir hastaya sahip olmaktır. Bu nedenle hekimin aileyi de ele alması, onlarla görüşmesi ve onlara destek olması; hastanın regresif yönlerini destekliyorsa bu tutumlarını değiştirmelerine yardımcı olması için gerekli açıklamaları ve uyarıları yapması, aileyi dinlemesi doğrudur.  Şizofreniklerin aileleri ile verimli ilişki ve işbirliği kurmak kolay olmayabilir. Hasta ile iletişim güçlüğüne benzer sorunlar aile bireyleri ile de olabilir. Bu sorunlar aile içinde güç bir hastanın bulunmasına bağlı olduğu gibi, hastalığın bu sorunlardan kaynaklanması da olasıdır. Bütün bu nedenlerle aileye psikoterapötik ve eğitici yaklaşım zorunludur.

  anasayfa












 
Mayıs 2018
  Pzt     Sal     Çrş     Prş     Cum     Cts     Pzr  
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ SORUNLARI





































İŞ YAŞAMI PSİKOLOJİSİ SORUNLARI








CİNSELLİK




















 
 

Sitedeki tüm yazılar Uzman Psikolog Alanur Özalp'e aittir. Tüm hakları saklıdır. İzin almadan kullanılamaz.